‘Genel’ kategorisi yazıları

28
Temmuz

Beşeri ve Ekonomik Coğrafya

Yazan: Ümit  |  Kategori: Genel  |  Okunma: 13 views

Coğrafyada inceleme alanı bakımından iki büyük anabilim dalından birisini Beşeri ve Ekonomik Coğrafya oluşturmaktadır. Beşeri ve Ekonomik Coğrafya insan faaliyetleri ve bu faaliyetler sonucu ortaya çıkan olayları inceler.
Beşeri ve Ekonomik Coğrafya isminden de anlaşıldığı gibi Beşeri Coğrafya ve Ekonomik Coğrafya diye ikiye ayrılmaktadır. Beşeri Coğrafya, bir sahadaki nüfusu, bunların dağılışını, yaş cinsiyet, faaliyet kollarına dağılımı, meskenleri, yerleşme tiplerinin ve bunlarda kullanılan malzemeleri incelemektedir. Ekonomik Coğrafya ise insanların geçimini temin etmek için yaptıkları faaliyetleri (tarım, hayvancılık ve sanayi), ulaşım durumunu, madencilik faaliyetlerini incelemektedir.

Nüfus Coğrafyası
Yerleşme Coğrafyası
Sanayi Coğrafyası
Tarım Coğrafyası
Turizm Coğrafyası
Ulaşım Coğrafyası
Ticaret Coğrafyası
Madenler ve Enerji Kaynakları

Popularity: 1% [?]

28
Temmuz

Diller Coğrafyası

Yazan: Ümit  |  Kategori: Genel  |  Okunma: 11 views

Bir insan topluluğuna özgü olan, o topluluktaki bireylerin duygu ve düşüncelerini anlatmak ve birbirleriyle iletişim kurmak için kullandıkları sesli ve kimi zaman yazılı göstergeler dizgesine dil (lisan) denilmektedir. Yeryüzündeki diller, halen konuşulan aktif diller ve konuşulmayan diller olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Örneğin, Hititçe, Sümerce, Akadça gibi diller tarihî süreç içerisinde konuşulmayan ölü diller haline gelmişlerdir. Ancak, bu dillerin konuşulduğu dönemlerde yazılmış tablet halindeki metinler, tarih ve tarihî coğrafya araştırmaları için vazgeçilmeyen önemli kaynaklardır. Aktüel coğrafyada ise halen konuşulan diller önem kazanmaktadır. Her biri ayrı özellikler taşıyan aktüel dillerin yeryüzünde ortaya çıktığı alanların tespiti, günümüzde bu dillerin hangi kıta ve ülkelere kadar yayıldığının incelenerek etki alanlarının sınırlarının çizilmesi, bu dilleri konuşan nüfusun miktarıyla dağılış ve yoğunluğunun belirlenmesi diller coğrafyasının konusunu oluşturur. Dillerin yeryüzündeki dağılımı ve diğer özellikleri, kıta ve ülke ölçeğinde ele alınabileceği gibi, bir ülke içindeki bölge, bölüm, yöre, kesim ve alanlara göre de incelenebilir. Dünyada halen binlerce dil olmakla birlikte, insanların yaklaşık %80’i sayıları otuzdan az dili konuşmaktadırlar. Dünya nüfusunun %60 kadarı ise belli başlı on iki dilden birini konuşur. Dillerin bazıları ancak birkaç kişi tarafından konuşulabilirken, bazıları da milyonlarca insanın konuşma dili olabilmektedir.
Dünyada 6.000’den fazla dil bulunduğu sanılmaktadır. Dil, bir kültürün temelini oluşturan elemanlardan biri olduğundan, dünya üzerindeki 6.000’den fazla farklı kültürün varlığına da işaret etmektedir bu rakam. Bu dillerin büyük bir bölümü kabilelilerce konuşulmakta ve yalnızca on ya da on beş kadarı uluslararası iletişimde kullanılmaktadır. Bunlar arasında önce geleni ise kuşkusuz Ingilizce’dir.

Popularity: 1% [?]

28
Temmuz

Sis Nedir?

Yazan: Ümit  |  Kategori: Genel  |  Okunma: 11 views

Sis yer yüzündeki yatay görüş mesafesini 1 Km’nin altına düşüren bir meteolojik bir olaydır.Az önce alçak bulutlar bölümünde gördüğümüz Stratus bulutunun yerde veya yere yakın seviyede oluşması olarak ta bilinir.Su buharının yoğuşması veya donarak kristelleşmesi sonucu ortaya oluşan çok küçük su damlacıkları veya buz kristallerinden meydana gelmiştir.
Sis içinde çisenti biçiminde çok hafif yağışl görülebilinir.Sis büyük ölçüde güneşe engel olur ve özellikle deniz olmak üzere hava ve kara ulaşımını da olumsuz yönde etkiler.

Sis Türleri

1) Radyasyon sisi: Açık ve durgun gecelerde ısı kaybı sebebiyle yer yüzeyi ve yüzeye yakın hava soğur. Yerden yukarı doğru yükseklik arttıkça atmosferde ters bir sıcaklık dağılımı ortaya çıkar. Alt seviyelerde hava soğuktur. Yükseklik arttıkça sıcaklık da artar. Soğuma havanın çiğ noktasına kadar inerse sis meydana gelir. Gece başlar, gündüz hava ısınınca, öğleye doğru ortadan kalkar.

2) Adveksiyon (Yatay Hava Hareketi) Sisi: Sıcak ve nemli havanın soğuk bir yüzey üzerine hareketi ile alt katmanların soğuyarak su buharının yoğunlaşması sonucu oluşan sislerdir.

3) Oroğrafik (Yer Şekili) Sis: Yatay hareket eden havanın yer şekli etkisiyle yükselerek soğuması neticesinde oluşan sislerdir. Yer şekli etkisiyle yükselme hafif hafif ve yataya yakın olmalıdır.

4) Cephe Sisleri: Karşılaşan iki farklı hava kütlesinden sıcak olanın soğuk olan üzerinde yükselerek soğuması neticesinde oluşan sislerdir.

Popularity: 1% [?]

28
Temmuz

Yoğunlaşma Nedir? Yoğunlaşma Çeşitleri Nelerdir?

Yazan: Ümit  |  Kategori: Genel  |  Okunma: 12 views

Yoğunlaşma Nedir? Yoğunlaşma Çeşitleri Nelerdir?

Atmosferdeki su buharının gaz halden sıvı ya da katı hale geçmesine yoğunlaşma denir. Yoğunlaşmanın temel nedeni sıcaklığın düşmesidir.

Yoğunlaşma Çeşitleri

1) Havanın Alttan Soğumasına Bağlı Yoğunlaşma: Bu tip yoğunlaşma ile sis oluşur. Yatay ya da yataya yakın hareket eden ılık ve nemli bir hava kütlesinin kendisinden daha soğuk bir zemin üzerinden geçişi sırasında içindeki su buharının su zerrecikleri şeklinde yoğunlaşmasına sis denir.

a) Hava Kütlesi Sisi: Genellikle hava hareketlerinin yatay yönde ve yavaş olduğu yerlerdeki ısı kaybı sonucu oluşan sislerdir.

b) Kara Sisi (Radyasyon Sisi): Kara sisleri sıcaklık terselmesinin görüldüğü yerlerde ve dönemlerde kara içlerinde oluşur.

Sıcaklık Terselmesi: Bazı dönemlerde yerin aşırı enerji kaybetmesi, dağlardan çukur alanlara soğuk havanın inmesi, sıcak havanın üstüne soğuk havanın gelmesi ya da alçalan havanın alt bölümlerinin soğuması gibi nedenlerle hava tabakasının sıcaklığı yerden yükseldikçe düzenli olarak azalmaz. Belirli bir yükseltiye kadar artan sıcaklık sonra yeniden düzenli olarak azalmaya başlar. Bu olaya sıcaklık terselmesi denir.

c) Kıyı ve Deniz Sisi (Adveksiyon Sisi): Yatay hava hareketleri sonucunda ılık ve nemli hava kütlesinin kendinden daha soğuk zemin üzerinden geçtiği kıyılarda ve deniz üzerinde oluşan sislerdir. Örneğin İngiltere’de batı rüzgarlarının ve Gulfstream sıcak su akıntısının etkisi ile bu tip sisler yıl boyunca görülür.

d) Yer şekli Sisi (Orografik Sis): Yamaç eğimi az olan yerlerde ılık ve nemli hava kütlesinin yamaç boyunca yükselmesi ve bunun sonucunda içindeki su buharının soğuyarak yoğunlaşması ile oluşan sislerdir.

e) Cephe Sisi: Sıcaklık ve nem bakımından farklı hava kütlelerinin karşılaşma bölgelerinde, sıcak hava soğuk hava üzerinde yükselir. Yükselen sıcak havada olan yoğunlaşmalar sonucunda soğuk hava içine su buharı katılır. Nem miktarı artan soğuk havanın yoğunlaşmasıyla sis ya da bulut oluşur.

UYARI: Sis yoğunluğu havanın nem taşıma kapasitesine bağlı olduğundan, gece daha fazladır.

2) Yükselen Havanın Soğumasına Bağlı Yoğunlaşma: Bu tip yoğunlaşma ile bulut oluşur. Bir hava kütlesinin dikey yönlü hareketi sırasında, yerden yükseldikçe içindeki su buharının su zerrecikleri şeklinde yoğunlaşmasına bulut denir. Bulutların güneş ışınlarını engelleyici etkisi ile yeryüzünün aşırı ısınıp soğuması önlenir.

Popularity: 1% [?]

14
Temmuz

Şehzade Selim’in Seferleri

Yazan: boysroma@gmail.com (Vincenzo)  |  Kategori: Genel  |  Okunma: 4 views
(Şah Selim)

Yavuz Sultan Selim babası Bayezid’in sancakbeyi olduğu Amasya’da 1470’te dünyaya gelmiş, 1512’de 42 yaşında çıktığı tahtta 8 sene hüküm sürmüş 1520 yılında “Şirpençe” denilen şarbon hastalığı dolayısı ile hayata gözlerini yummuştur.

O, 8 senelik kısa hükümdarlığı esnasında Çaldıran, Mercidabık ve Ridaniye gibi üç büyük meydan savaşı sonrasında Orta Doğu’ya 4 asır sürecek bir düzen getirmiştir. Bu yazıda Sultan Selim’in seferlerinden ziyade Şehzade Selim’in seferlerinden bahsedeceğiz.

Fatih Sultan Mehmed 1461’de Trabzon’u alarak bölgeyi Osmanlı idaresine katmıştı. Trabzon sancağına ilk olarak Şehzade Bayezid’in büyük oğlu Şehzade Abdullah tayin edilmişti. Şehzade Abdullah, Fatih Sultan Mehmed’in vefat tarihi olan 1481’e kadar bu görevde kalmıştır. Şehzâde Abdullah’tan sonra Trabzon sancak beyliğine bu görevde 29 yıl kalacak olan Bayezid’in oğullarından Şehzade Selim atanmıştır.

Yavuz Selim’in şehzâdelik devri seferlerinin en meşhurları Gürcistan taraflarına yaptığı 3 sefer ve bunlardan özellikle 1508 yılında çıktığı Kutayis seferidir. Trabzon ile Kutayis mevkisinin kuş uçuşu mesafesi 280 kilometre olup sarp dağlar arasından geçen karayolu ile bu mesafe neredeyse ikiye katlanmaktadır ki bu rakamlar seferin ciddiyetini göstermek açısından mühimdir. Gürcistan seferleri oldukça çetin şartlar altında gerçekleşmiştir.
(İsmail Şah)

Bölgenin ne derece zorlu olduğunu Yavuz Selim devrinin tanınmış âlimlerinden Kemalpaşazade’den dinleyelim; “Trabzon civarında olan küffar diyarına Gürcistan derler. İçi çalılık ve ormanlık, kenarı dağlık, yolları ve geçitleri zor ve dardır. Diğer bir kenarı ise geçilmesi pek güç dağlarıdır. Üzerinden kuş uçmaz, kolan yürümez. Tepelerden duman eksik olmaz. Bir tarafı da âdem zindanı gibi derin derelerdir ki içine cin peri giremez. Derinliğinden kimse haber veremez. Yakın zamanda oraya kimse saldıramamıştır. Eski çağlarda saldıranlar da bir iş elde edememişlerdir.

Kemalpaşazade ilerleyen satırlarda bölgedeki Gürcü halkın savaşçılığından ve civar ahalilere korku saçtığından, Şah İsmail’in dahi “diş bilemesine rağmen” bölgede tutunamadığından bahsederek Şehzâde Selim’in giriştiği seferin ciddiyetinden dem vurmaktadır.
(İsmail Şah)

Şehzâde Selim, Trabzon’dan yaptığı üç Gürcistan Seferi ile Gürcistan’ın bir kısmını hâkimiyeti altına almıştı. 1499 yılında Acem diyarında yepyeni bir şahsiyet ortaya çıktı; Şah İsmail. İsmail 1499’da başladığı mücadele neticesinde İran’da Safevi devletini kurmuştu. Artık en mühim hedefi Osmanlı Türkiyesiydi. Bunun için II. Bâyezid’den çekinmeden Şiîliği “halife” adı verilen dâileri vasıtası ile Anadolu Türkleri arasında büyük isyanlara ve göçlere sebep olacak derece de yaymaya çalışıyordu. Osmanlı Padişahı II. Bâyezid karşısında yumuşak ve ılımlı bir politika izleyerek, O’na mektuplarında “baba” diye hitâbederek, Osmanlı ülkesinde bütün siyasi emellerini gerçekleştirmek isteyen ve adetâ riyakâr bir tavır sergileyen Şah İsmail’in yegâne endişesi ve kaygısı, başına bir kaç defa da problem açan, Trabzon Sancak Beyi Şehzâde Selim idi.
Nitekim Şehzâde Selim Trabzon’da valiyken, İran’daki meydana gelen saltanat değişimini, Şah İsmail’in, karakter ve şahsiyetini, emellerini çok iyi biliyordu. Şehzâde Selim, Trabzon’dan yaptığı üç Gürcistan Seferi ile Gürcistan’ın büyük bir kısmını hâkimiyeti altına almıştı.

Ayrıca Anadolu’da Akkoyunlu Türkmen Devleti’nden Safevîlere geçen topraklarında bir kısmını ele geçirmişti. Bayburt, Erzincan, Kemah, İspir, Çemişgezek, gibi yerleri idaresi altına almıştı. Şah İsmail’in Dulkadırlu Alaüddevle Bozkurt Bey’in üzerine giderken, yanında ağır olduğu için taşıyamayıp Erzincan’da toprağa gömdürmüş olduğu top ve cephanelere de el koymuştu. Bu duruma da çok sinirlenen İsmail, kardeşi İbrahim Mirza’nın yanına asker katarak, Trabzon’a Selim üzerine gönderdi. Şehzâde Selim’de İbrahim Mirza’yı mağlup ederek, onu Trabzon’da hapsetti.

Şah İsmail, kardeşi İbrahim Mirza’nın esareti üzerine, Erzincan’a kadar gelerek Erzincan Kalesini almak istemiş, fakat Şehzâde Selim, daha Safevî ordusu yolda iken haber alarak, yanında oğlu Şehzâde Süleyman ile birlikte güneye inerek, Trabzon’dan Erzincan’a gelmiş ve ansızın yaptığı bir gece baskını ile 1508 yılında, Şah İsmail’i bozguna uğrattı. Safevî Devleti hükümdarı Şah İsmail, Taşkent ile Diyarbakır arasında hükmederken, Trabzon Valisi Şehzâde Selim’e kardeşini esir verdiği gibi, kendisi de mağlup olmuştuBu gelişmelerden şaşkına dönen Şah İsmail, II. Bâyezid’e tehditler içeren bir mektup göndermiş ve kendisini, Akkoyunlular’ın meşru vârisi sayarak, Şehzâde Selim’in aldığı toprakları geri vermesini, Osmanlı Devleti ile Safevî Devleti arasında bir savaş bulunmadığını, Şehzâde Selim’in Trabzon’dan alınarak cezalandırılmasını talep etmiştir. Şehzâde Selim, başta Erzincan olmak üzere, bu toprakların büyük dedesi Yıldırım Bâyezid Han devrinden beri, meşru Osmanlı toprakları olduğunu ileri sürmüş ise de, Divân-ı Hümâyun, Bayburt, Kemah, Erzincan ve İspir’in Safevîlere geri verilmesini Şehzade Selim’e emretmiştir.Müneccimbaşı bu durumu Sahâifu’l-Ahbar isimli eserinde şöyle anlatır; “Şehzâdelerden Sultan Selim Trabzon Eyaletine mutasarrıflar olub ekser-i evkaatda Gürcistânı gâret ü tahrîb ve Kızılbaşlar [Şahismail mensubu] ile ceng ü pürhâşdan hâlî değil idi. Hattâ Erzincan ve Bayburdu anlarun elinden aldı

Sultan Selim Hanı itaatten hurûc ve dâ’vây-ı istiklâl etmek töhmeti ile ithâm ve bu dâ’vây-ı kâzibeyi müşârun ileyhi bilâ izin Gürcistâna etdüğü seferler ve Devlet-i Aliyye ile musâlaha üzere olan Kızılbaş tâifesi ile etdüğü cengler ile istişhâd etdüler. Osmanlı Sultanı (II. Bâyezid Han) Sultan Selim tarafına müekked “Emr-i âlî” ısdâr buyurdular ki “ancak Sancağunu muhâfazaya meşgul olub ziyâde tecâvüz eylemeye”.

Şehzade Selim Gürcistan seferlerinden sonra elde edilen ganimeti 5’te 1’i hükümdarın hakkı olması usülden iken almamış ve tamamını askere dağıtmıştır. Daha sonra bir kısım askerine çok etkili bir konuşma yapmış ve onları Anadolu ile Rumeli’nin dört bir yanına dağıtmıştır. Selim Şah Göstermiş olduğu bu muvaffakiyetler halk arasında sarsılmaz bir itibar ve askeri zümrede büyük bir destek kazandı.

Gürcistan taraflarına yaptığı kuvvetli akınlarda elde edilen başarılar halk nazarında geniş yankı bulmuş, Hopa’nın üzerindeki ve kuzeydoğusundaki 1441 metre yükseklikte bulunan dağa da, öteden beri halk arasında “Sultanselim Dağı”, denilmekteydi. Halk şehzadenin başarılarından ötürü “Yürü bre Sultan Selim devran senindir” diye türküler söylemeye başlamıştı.
Kısa zaman sonra şehzadeler arasında şiddetli bir taht mücadelesi başladı. Şehzade Selim’in Yeniçerilerin yoğun desteğiyle ve uzun uğraşlar neticesinde tahta çıkmasında Gürcistan taraflarında yaptığı fetihlerin ve Şah İsmail tehdidini erken fark edip onu engellemeye yönelik yaptığı girişimlerin büyük etkisi vardır. Şehzade Selim, Sultan Selim olmuş ve 8 sene süren kısa saltanatında şaşırtıcı işler yapmış, adeta dünya tarihini yeniden yazmıştır.

Kaynak: Tarih ve Medeniyet

Popularity: 1% [?]

14
Temmuz

Haftanın Tarih Sahasındaki Sosyal Medya Ürünü: Gizlenen Tarihimiz

Yazan: boysroma@gmail.com (Vincenzo)  |  Kategori: Genel  |  Okunma: 5 views

Liberalses.com adlı websayfasında, Teyfur Erdoğdu imzasıyla yazılan “Tarih Bilim midir? (XIV): Tarihin Toplumsal Bilimlerden Farkı” adlı makalede, “Haftanın Tarih Sahasındaki Sosyal Medya Ürünü” olarak Gizlenen Tarihimiz yer aldı. Bu güzel haber için öncelikle Teyfur Erdoğdu’ya, sonra da blogumuzdan kendisini haberdar eden Çiğdem Yavuz‘a teşekkür ederiz.

Popularity: 4% [?]

14
Temmuz

Dahi Breguet’nin Osmanlı Saat Şaheserleri Topkapı Sarayı’nda

Yazan: boysroma@gmail.com (Vincenzo)  |  Kategori: Genel  |  Okunma: 7 views

Topkapı Sarayı Müzesi ve Breguet müzesi koleksiyonları Kültür Başkenti İstanbul’da ilk kez buluşuyor. Osmanlı ve Avrupa Saraylarını süsleyen efsanevi Breguet saatlerinin ”Osmanlı Koleksiyonu” ilk kez Topkapı Sarayı’nda sergileniyor. Serginin başyapıtları arasında Breguet’in Sultan II. Mahmud‘a özel yaptığı, dünya saat şaheseri olarak bilinen ”Pendule Sympathique” bulunuyor. Sergide ayrıca, dönemin padişah portreleri ve Paris ilk Türk Büyükelçisi Seyid Ali Efendi ile Breguet arasında yazılan mektuplarda yer alıyor.

02 Haziran’da Topkapı Sarayı Divit odasında açılacak olan sergi 30 Ağustos’a kadar devam edecek.

Saatçilik alanında çok önemli icatlarının yanı sıra sanatsal tekniği ve kurmalı saatleriyle tanınan A.L.Breguet‘nin en önemli buluşları arasında 1801 yılında gerçekleştirdiği Tourbillon isimli mekanizma yer almaktadır. Bu mekanizma değişik pozisyonlarda oluşan saatlerdeki ayar hatalarını yok ederek (yerçekimi nedeniyle) mekanik saatlerdeki en yüksek ayar hassasiyetini garantilemektedir.

19. Yüzyıldan beri Osmanlı Saraylarını süsleyen 250 yıllık geçmişe sahip Breguet saatleri, olağanüstü bir yaratıcılık dehasının, lüks ve incelik içinde birleştirilmesi ile tarihe damgasını vurmuştur.

Osmanlı Padişahı III. Selim, Osmanlı Padişahı II. Mahmud, Napoleon Bonarparte, Fransız kraliçesi Marie-Antoinette, Rus Çarı Alexander, İngiltere Kraliçesi Victoria, Sir Winston Churchill gibi birçok önmeli şahsiyetle tarihte buluşan Breguet saatleri, Balzac, Puşkin gibi yazarların kitaplarında o devri yansıtan eserlere konu olmuştur.

Sergi, Breguet’nin Türkiye distribütörü Tektaş A.Ş.’nin katkılarıyla düzenlenmektedir.

Kaynak

Popularity: 1% [?]

14
Temmuz

İmparatorluk Başkentinden Cumhuriyet’in Modern Kentine: Henri Prost’un İstanbul Planlaması (1936-1951)

Yazan: boysroma@gmail.com (Vincenzo)  |  Kategori: Genel  |  Okunma: 7 views

1936 yılında İstanbul’a davet edilen ve kentin Nazım Planı‘nı oluşturmakla görevlendirilen, dönemin önde gelen şehircilerinden Henri Prost‘un İstanbul planlamasına yönelik çalışmalarından oluşan sergi, Fransız Mimarlık Enstitüsü XX. Yüzyıl Mimarlık Arşivleri’nden özgün belgeleri ve dönemin fotoğraflarını içeriyor.1936′dan 1951′e kadar onbeş yıllık bir döneme yayılan Prost planlaması üzerine bugün de süren tartışmalara, Henri Prost’un mesleki kariyerindeki az bilinen bir döneme ve İstanbul’un şehircilik tarihine ışık tutacak serginin küratörlüğünü, İstanbul’un kentsel dokusu ve mimarisi üstüne çalışmalarıyla tanınan Pierre Pinon ve şehircilik tarihi, kentsel tasarım ve kent mimarlığı çalışmalarıyla bilinen Cânâ Bilsel yapıyor.20. yüzyıl şehircilik tarihi için son derece önemli bir planlamacı olan Prost, öğrenciliğinden itibaren tanıdığı ve çok etkilendiği İstanbul’u ele alırken, bir yandan kentin özgün topografyası, dokusu ve mimari anıtlarını korumayı, diğer yandan da çağdaş altyapılarla donatmayı hedeflemiş, hijyen koşullarının sağlanması, ulaşımın rahatlatılması, rekreasyon alanlarının düzenlenmesi, tarihi – kültürel açıdan önemli yapıların ortaya çıkarılması gibi pek çok soruna birbiriyle uyumlu çözümler getirmeye çalışmıştır. Tarihi Yarımada başta olmak üzere, Galata-Beyoğlu ve Eyüp bölgeleri için Prost’un geliştirdiği önerilerin bir kısmı, uygulamaya konulmuş, bazıları ise rafa kaldırılmıştır. Tarihi Yarımada ile Beyoğlu yakasını birbirine bağlayan ve Haliç üzerinden köprüyle geçen metro hattı ya da Yenikapı’da deniz, metro ve kara ulaşımının birbirine eklemlenmesi gibi bazı önerileri ise hâlâ güncelliğini korumaktadır.Aradan geçen yarım yüzyılda, İstanbul gibi tarihsel bir metropolün çağdaş planlamasına ilişkin pek çok farklı yaklaşım gündeme gelmiş olmasına rağmen Prost’un 20. yüzyıl İstanbulu’nu biçimlendiren mimar-şehircilerin başında geldiği ve günümüz kentine damgasını vurduğu inkar edilemez.

3 Mayıs – 18 Temmuz 2010 tarihlerinde İstanbul Araştırmaları Enstitüsü‘nde açık kalacak İmparatorluk Başkentinden Cumhuriyet’in Modern Kentine: Henri Prost’un İstanbul Planlaması sergisi, İstanbul’da 1936′dan 1951′e kadar onbeş yıllık bir döneme yayılan Prost planlaması üzerine bugün de süren tartışmalara, Henri Prost’un mesleki kariyerindeki az bilinen bir döneme ve İstanbul’un şehircilik tarihine ışık tutacak.

Popularity: 4% [?]

8
Temmuz

Tarih ilmi

Yazan: boysroma@gmail.com (Vincenzo)  |  Kategori: Genel  |  Okunma: 4 views

“Tarih ilmi, halka mazinin vaka ve izlerini, seçkinlere de icap eden sırlarını öğretir. Bu ilmin menfaati bütün aleme aittir ve bu pek çok faydası olan bir ilimdir. ”

Ahmed Cevdet Paşa

Popularity: 1% [?]

4
Temmuz

Tahrip etmeye ne hakkınız var?

Yazan: boysroma@gmail.com (Vincenzo)  |  Kategori: Genel  |  Okunma: 6 views

Türkiye’de her görüşten militanın gayet kötü bir huyu vardır. Mermer kitabe ve kaidesi olan eski eserlere slogan yazarlar, sembollerini çizerler. Çoğu sefer de çıkmaz ve tahripkar kimyevi maddeler kullanırlar. Tophane’de 15’inci asra ait Karabaş Veli Hz.’nin türbe duvarına Filistin bayrağını çizmişler. Bu bayrak BAAS’ın alametlerini taşır. Özgür Kudüs’ü anladık ama 15’inci asırdan kalma bir eseri böyle tahrip etme hakkını ve lüksünü nereden aldıklarını sormak gerekir. Yurttaşlarımız ecdat yadigarını böyle vandallara karşı müdafaa etmedikçe boşuna konuşuyoruz demektir.

İlber Ortaylı
(Milliyet, 04.07.2010)

Popularity: 1% [?]