12 Temmuz 2010 tarihinde yazılan yazılar

12
Temmuz

Dünya Tarihi

Yazan: Ümit  |  Kategori: Tarih Dersi  |  Okunma: 35 views

İnsanların çoğu, artık geçmişi olmayan insanlar, “belleksizler” oldular. İronik bir paradoksla, “anımsama görevi” üzerine, hiçbir zaman, bu unutma zamanlarındaki kadar çok konuşulmadı, çünkü bir niteliğin üzerinde ancak o nitelik unutulduğu zaman durulduğu bilinir.
Bizde ve dünyada, yetişkinler, “Biz çok şey yaptık, daha ne yapabiliriz?” diyor olabilirler. Böylece tarihsel sürekliliğin iyice bilincinde olduklarını gösterdiklerini sanıyorlar. Peki, onların çocuklarının (en azından yüksek okullarda okumamışların) kafasında ne bulunacak? Belirsiz bir yerde, at yerine gezegenler arası füzeyle dolaşan zırhlı bir Ortaçağ şövalyesi!
Yerler ve olgular üzerine bilgi vermenin önemsenmemesi çağdaşlarımızın hatası değil. Zorlayıcı bir moda, kronolojik tarih öğrenimi yerine “çağlar arası yolculuk araçları” türünde, yüzyıllarda at koşturma temalarının tarzını getirmek istedi. Ülkelere gelince, her yerde aynı cam kulelerin sıralandığı günümüz kentlerinin hepsi, manzaralı yer hesabı yapmayan aceleci teknisyenler için eş değerde. Bu hayhuy içinde, manzaralar tatsızlaşıyor, kültürler eriyor, ortak tarihler siliniyor.
Bu yamalı bohça, bireylerin kendi miraslarının dökümünü yapmalarını sağlayan şeyi ortadan kaldırıyor.
Buna borsacının uzun vadeyi küçümsemesini ve “anında”lığa tapınmasını ekleyin, anlayacaksınız ki modernliğimiz, anlamaya ve yapıcı olmaya istekli ve sorumlu vatandaşlar yerine daha çok birbirini ikame edebilir tüketici-zapçılar ve “pub çocukları” üretiyor.
Oysa burada dikkatli olunmalı: bir uygarlığın en önemli işlevi çocuklarına bir emanet aktarmaktır. Savurma, yâdsıma ya da bu mirası verimli kılmaları çocuklara kalmış.

- Alıntıdır -
Kronolojik Özet
İ.Ö. 8500-7000, Ortadoğu’da çiftçiliğe geçiş
İ.Ö. 3500-3000 Dicle-Fırat ve Nil vadilerinde uygarlığa geçiş
İ.Ö. 4000-3000, Uygarlığın Sümer’de doğuşu
İ.Ö. 3000 sabanın icadıyla insanların tarımda hayvan gücünden yararlanmanın yolunu bulmaları
İ.Ö. 3000 dolayları, yazılı kayıtların başlayışı
İ.Ö. 2000′den az önce, Mezopotamya çevresindeki bölgelerde taşra uygarlıklarını kurmaya başlayan toprak aristokrasilerinin doğmasını kolaylaştıran koşulların oluşması.
İ.Ö. 1700 dolayları, Hammurabi tarafından insanlığın ilk yasa derlemelerinin çıkarılışı.
İ.Ö. 1700, Avrasya bozkırı kökenli barbar halklar akınlarının Avrupa’nın Atlantik kıyılarına ulaşması.
İ.Ö. 1300 dolayları, alfabetik yazının Suriye’de ve Filistin’de yaygınlaşması.
İ.Ö. 1000 yıllarında, Ortadoğu uygarlığının iki uç bölgesinde (Filistin ve İran’da) verimli düşünce akımlarının doğuşu.
İ.Ö. 700′den az önce Orta Asya’dan ve Güney Rusya’dan göç etmiş İskitler’in Ukrayna’da bir kabileler imparatorluğu kurup, Yunan dünyasıyla ticarete girişmeleri.
İ.Ö. 6. yüzyıl, Lidya Krallığı’nda sikke paranın dolaşıma konması
İ.Ö. 6. yüzyıl, İyonyalı filozofların dünyayı ve insanı akılla kavrama çabası
İ.Ö. 500 dolayları, Çin uygarlık biçiminin temel öğelerinin ortaya çıkışı.
İ.Ö. 500 dolayları, Kastların ve Hind dininin kendine özgü vurgularının biçimlenişi
İ.Ö. 330, Pers İmparatorluğunun Makedonyalıların saldırısıyla yıkılması
İ.Ö. 320, İskender’in İndüs Vadisi’ne girmesi
İ.Ö. 146, Roma’nın Makedonya’yı ve Yunanistan’ı fethetmesi.
İ.S. 70-100, Dört İncil’in yazıldığı yıllar
İ.Ö. 30, Roma’nın Mısır’ı fethetmesi
İ.S. 193, Roma Barışı’nın şiddete başvurulmasıyla bozulması.
İ.S. 372, Hunlar’ın Güney Rusya’ya girip Ostrogotları sürüşleri
İ.S. 378-511, Roma imparatorluğu’nun büyük barbar akınlarıyla çökmesi
İ.S. 410, Hun korkusuyla Roma sınırlarını zorlayan Vizigotlar’ın Roma kentini yağmalamaları ve İspanya’yı geçip krallıklarını kurmaları.
İ.S. 451, Kalkedon (Kadıköy) Kurultayı’nın Papa’nın çağrısıyla toplanıp, kutsal üçleme öğretisinin Papa Büyük Leon’un saptadığı biçimiyle benimseyip, “monofizist” biçimini reddedişi,
İ.S. 453, Attila’nın ölüşü ve Hun Konfederasyonu’nun dağılması
İ.Ö. 552, Japonya’ya ulaşan Budist misyonerler topluluğunun önemli başarılar elde etmesi.
İ.S. 565′ten sonra (Doğu) Roma İmparatorlarının “Bizans İmparatoru” denmeye başlanışı.
İ.S. 568′den sonra, Cermen kabilesi Lombartların Bizanslıları İtalya’nın iç bölgelerinden çıkan buraların denetimini ellerine geçirmeleri.
İ.S. 572, Türk İmparatorluğu’nun haneden kavgalarıyla ikisi de iç kavgalarla yıpranan doğu ve batı ordularına bölünmesi
İ.S. 600 dolayları, Hint Okyanusu’nda Hindu gemicilerin yerini Müslümanların alması.
İ.S. 622, Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye göçü.
İ.S. 632-1000 arasında İslam’ın Hızla yükselişi ve Ortadoğu’da Kuzey Afrika’da İspanya’da yayılışı,
İ.S. 632, Hz. Muhammed’ön ölümü
İ.S. 636, Arap ordusunun Bizans’ı Suriye’den ve Filistin’den çıkarması
İ.S. 641, Arap akıncı birliklerinin Mezopotamya’yı ele geçirişleri
İ.S. 642, Arap akıncı birliklerinin Mısır’ı ele geçirişleri.
İ.S. 651, İran ve Mezopotamya’da Sasani iktidarının sona ermesi
İ.S. 651, Arap akıncı birliklerinin İran’ı ele geçirmeleri.
İ.S. 711, Vizigot krallığının sona ermesi.
İ.S. 711-715, Kuzey Afrika’nın ve İspanya’nın Müslümanların denetimine geçmesi
İ.S. 715, İslamların Kuzeybatı Hindistan’daki Sind Bölgesinde, daha sonra da Hint Okyanusu’nda üstünlüğü ele geçirmeleri
İ.S. 717-718, Müslümanların Konstantinopolis’i kuşatmaları
İ.S. 750, Emeviler’in halifelik döneminin sona ermesi
İ.S. 751, Talas Meydan Savaşı’nda Çin’e bağlı birkaç vahanın Müslümanlara kaptırılışı.
İ.S. 756, baskı aygıtının Çin’de bulunuşu.
İ.S. 800, Şarlman’a Papa tarafından Romalıların imparatoru olarak taç giydirilişi.
İ.S. 800′den birkaç yıl sonra, Bizans İmparatorunun Şarlman’ın imparatorluğunu tanımasıyla Batı Roma İmparatorluğunun yeniden kuruluşunun yasallaşması.
İ.S. 831-1000 arası, Danimarka’nın İsveç’in ve Norveç’in Hristiyanlığa geçmeleri.
İ.S. 840, Uygurların yıkılışı
İ.S. 845, Budizmin Çin’de resmen yasa dışı sayılması; bunun üzerine Kore’de devlet dini yapılıp iyice benimsenmesi
İ.S. 900 dolaylarında, Türk askerlerinin kabilelerinin, İslam devletlerinin siyasal yaşamına egemen olmaya başlamaları.
İ.S. 900-14. yüzyıl ortaları, Avrupa’da toprakların tarıma açılışı.
İ.S. 989, Rusya’nın Hristiyanlığa geçişi.
İ.S. 1000 dolayları, kolonileşme ve ticari yayılma sürecinin başlayışı
İ.S. 1000 dolayları, Gazneli Mahmut’un akınlarıyla İslam’ın Hindistan’ın İç bölgelerini ele geçirmeye başlaması.
İ.S. 1000, Macaristan’ın Hristiyanlığa geçmesi
İ.S. 1000 Hristiyanlığın Uzakbatı ülkelerinde Kelt, Cermen ve Slav kabileleri arasında yayılması.
İ.S. 1000-1300 arası, Avrupa’da kasabaların hızla gelişmeleri.
İ.S. 1000-1453 arası, İslamlığın Hindistan’da, Doğu Avrupa’da, Orta Asya’da yayılışı.
İ.S. 1000-1500, İslam mimarlığının görkem ve incelik dönemi
İ.S. 1054, Katolik-Ortodoks bölünmesinin, Papa ile Konstantinopolis Patriğinin birbirlerini afaroz etmeleriyle yaratılışı.
İ.S. 1071, Malazgirt Savaşı ile Türklerin Hristiyanlık (Bizans) dünyasına karşı başarılı olup, Anadolu’nun iç bölgelerinin denetiminin Selçuk Türklerine geçişi.
İ.S. 1096-1099, Birinci Haçlı Seferi.
İ.S. 1171, Galler ülkesinin ve İrlanda’nın Anglo-Norman şövalyelerince fethinin tamamlanışı.
İ.S. 1204, Dördüncü Haçlı Seferi’nde Konstantinopolis’in ele geçirilip yağmalanması ve kısa yaşamlı Doğu Latin İmparatorluğu’nun kurulması.
İ.S. 1206-1227, Cengiz Han’ın yönetim dönemi
İ.S. 1254; Avrupa’da imparatorluğun çökmesiyle, Papalığın, Latin Hristiyanlık dünyasının evrensel hükümeti olduğunu ileri süren tek kurum olarak kalışı.
İ.S. 1300′den sonra, Japonların geniş çaplı denizcilik eylemlerine girişmeleri.
İ.S. 1300′den sonra, Cermen ve Frank şövalyelerinin, Baltık ve Doğu imparatorluklarını kurup, ticaret etkinliklerine girişmeleri
İ.S. 1337-1453, Yüzyıl Savaşları, İngiltere ile Fransa arasında, kiralık askerlerle yürütülen her yeri yakıp yıkıp yağmalayıcı savaşlar.
İ.S. 1347-1351, Avrupa’7a Veba salgını
İ.S. 1300, Rönesans’ın İtalya’da biçimlenmeye başlanışı.
İ.S. 1354, Türkler’in Çanakkale Boğazı’nı geçip Gelibolu Yarımadasını ele geçirerek, Avrupa’ya adım atmaları.
İ.S. 1389, Kosova Savaşı’nda Sırpları yenen Türklerin Balkanlarda askeri üstünlüğü ele geçirmeleri.
İ.S. 15. yüzyıl İnkalar’ın And Dağları’ndaki merkezlerinde yayılan imparatorluklarının Peru’da merkezi bir rejim kurması.
İ.S. 1417, Papalık monarşisinin Konstanz kurultayında onaylanmasıyla Protestan-Katolik ikililiğinin azaltılması
İ.S. 1430, Çinlilerin denizlerden çekilmesiyle Japonların Güneybatı Pasifik’te deniz üstünlüğünü ele geçirmeleri.
İ.S. 1453, Konstantinopolis’in Türklerin eline geçmesi, bunun üzerine, Rusların Ortodoks kiliselerinin Hristiyanlığın son kalesi olduğuna inanmaları,
İ.S. 1480 Moskova, Dükü III. İvan’ın Altınordu egemenliğini tanımayıp, “Çar” sanını alarak bağımsızlığını ilan edişi.
İ.S. 1492, Kolomb’un okyanusu aşması
İ.S. 1492, Müslüman Faslıların Avrupa’daki son kalesi Grenada’nın alınışı, bu olayla Hristiyan haçlı ruhunun körüklenmesi
İ.S. 1500, İtalyan Rönesansı’nın doruğuna ulaşması
İ.S. 1500′den sonra, Avrupa’nın deniz üstünlüğü kurması
İ.S. 1500-1650, Avrupa’da fiyatların hızla yükseldiği “Fiyat Devrimi”
İ.S. 1500-1700 arası milyonlarca kilometrelik ülkeninmilyonlarca insanın islam yönetimine sokulmasıyla İslam tarihinin en parlak dönemi
1508 Şah İsmail’in Bağdat’ı fethetmesi
1509 Portekizlilerin İslam filosunu Umman Denizi’ndeki Diu limanı açıklarında yenilgiye uğratmaları ve Hint Okyanusu’nda üstünlük kurmaya başlamaları,
1511, Akdeniz’de, Türk İspanyol ve Portekiz güçleri arasında uzun deniz savaşlarının başlayışı.
1512-1520, Yavuz Sultan selim yönetimi dönemi
1513, İlk Portekiz tacirin Güney Çin kıyılarına gelmesi
1514, Şah İsmail yanlılarının Anadolu’da büyük bir ayaklanmayı kışkırtmaları,
1514, Çaldıran savaşında Şah İsmail’in yenilgiye uğratılması
1515, Portekizlilerin Hürmüz Adası’nda üs kurmaları
1517, Luther’in Wittenberg’deki Kilisenin kapısına 95 maddelik tezini asmasıyla Protestanlık hareketinin başlaması.
1520-1566, Kanuni Sultan Süleyman yönetimi dönemi
1521, Cortez’in yeni Dünya’nın hazinelerinin kapısını (İspanyollara) açması,
1526, Mohaç Savaşı’nda Türkler’den kaçan Macar kralının ölmesiyle, V. Karl’ın Bohemya ve Macaristan taçlarını ele geçirmesi.
1526, Timur soyundan gelen Babür’ün Hindistan’ı ele geçirmesiyle, Babür İmparatorluğunun kurulması.
1534, İngiltere’nin Papalık ile ilişkilerini koparması, İngiltere kilisesinin yavaş yavaş Protestanlığı benimsemesi
1534-1603, İngiltere’de Tudor hanedanı yönetimi ve bölük pörçük reformlar dönemi
1536, Fransa kralının, Habsburg gücüne karşı, Osmanlı imparatoruyla imzaladığı ittifak anlaşması.
1552, Korkunç İvan’ın Altınordu Hanlığı başkenti Kazan’ı ele geçirişi, bunu izleyen dört yıl içinde Aşağı Volga bölgesinin fethini tamamlaması.
1560, İspanyolların, İtalya’yı istila edip, papalık topraklarını ele geçirip, Reform karşıtı harekete izin vermemeleri; bunun üzerine, Papaların Hasbburglular ile işbirliğine girişimleri.
1568-1609, Felenekler’in İspayol yönetimine karşı ayaklanmaları
1580-1640, İspanyolları Portekiz’i ve imparatorluğunu kendi imparatorlularına katmaları
1587-1629, Safevi devleti yöneticisi Büyük Şah Abbas yönetimi dönemi
1590, dolayları mikroskopun icadı.
1598, İspanyol üstünlüğü döneminin başlayışı
1600, denizlerde yeni bir güç dengesiyle, Hint Okyanusu’nda İspanyol ve Portekiz gemilerinin yerini Felemenk, İngiliz, Fransız gemilerinin alışı
1600, Felemenk Doğu Hindistan Kumpanyası’nın kurulması
1600′den sonra, İngilizlerin Hint Okyanusu’nda ticaret etkinliklerine başlamaları
1601, İngiliz Doğu Hindistan kumpanyası’nın kurulması
1608, bir Polonya ordusunun Moskova’yı ele geçirip bir kukla yönetim kurması
1608 dolayları, teleskopun icadı
1618-1648, Otuz Yıl Savaşları
1620, ingilizlerin Massachussets kolonisini kurmaları
1626, Felemenkler’in New York’ta koloni kurmaları
1636, Japon hükümetinin, kendi iç sorunlarından dolayı açık deniz gemiciliğini uyruklarına yasaklaması
1638, Japonya’nın kabuğuna çekilme politikası
1640′lar, İngiliz, Fransız ve Felemenk girişimcilerinin, şekerkamışı ticaretini Portekizlilerin ve İspanyolların elinden alıp başı çekmeleri,
1642-1648, İngiliz iç savaşları
1648, Westphalia Antlaşması, bunun sonucunda İtalya’nın ve Almanya’nın bölünmesi ile ortaya çıkan küçük devletlerin, duruma göre Fransa’nın yanında ya da karşısında yer almaları.
1648, Fransız üstünlüğünün başlaması
1648, İngiltere’de Parlamento egemenliğinin kurulması
1648-1715, XVI. Louis yönetimi dönemi
1648-1789, Avrupa’nın Eski Rejim ve kolonici yayılma dönemi
1649, İngiliz kralı I. Charles’in idamı
1653-1689, Fransa’nın rakipleri karşısında kesin üstünlüğe sahip olduğu dönem
1688, İngilizlerin İspanyol armadasına karşı zafer kazanmaları
1689, Petro’nun Avrupa gezisi dönüşü, geniş çaplı reform hareketlerini başlatması
1696, Petro’nun Türklere karşı başarısı
1700-1721, Petro’nun İsveçlileri yenilgiye uğratabilip, Finlandiya Körfezinde denize açılabilmesi
1701-1714, İspanyol Taht Savaşları sırasında, Avusturyalıların, İspanya’nın bölüşülmesinde en büyük parsayı toplamaları
1707, Kok kömürü yapma yöntemlerinin bulunuşuyla, demir cevherini eritmede kömürden yararlanma olanağının doğuşu
1740-1786, Büyük Frederick (II. Frederick) yönetimi döneminde, Prusya’nın Avrupa’nın büyük güçlerinden biri durumuna gelmesi.
1745, Abdül Vahab’in Arabistan’da Vahhabiliğin ilkelerini oluşturması
1756-1763, Yedi Yıl Savaşları 1762, bir Alman prensesinin kocasının öldürülmesi üzerine, II. Katerina adıyla Rusya imparatorluğu tahtına çıkması.
1763, İngiltere’nin Hindistan, Kanada gibi denişaşırı ülkelerde kesin zafer kazanması.
1768-1774, Rusların Osmanlı ordularını ağır bir yenilgiye uğratmaları ve Küçük Kaynarca Anlaşması’nın yapılması.
1772, Polonya’nın ilk bölüşülmesinde Prusyalılar ve Avusturyalılar, Türkler karşısındaki ilerleyişini durdurmak için Rusya’ya sus payı olarak Polonya’nın büyük bir parçasının işgaline izin vermeleri.
1774, Safevi imparatorluğunun dağılması
1774-1778, İspanya’nın Amerika limanlarının kıyı ticaretini yasaklayıp, kolonilere yapılan dışsatımları ve iç alımları Cadiz kentinden tekelci bir tutumla düzenlemesi
1775-1783, Amerikan bağımsızlık savaşı
1789, 1 Mayıs, Etats-Generaux’un toplanması
1789, 14 Temmuz, Kralın Ulusal Meclis’i kaldıracağı söylentisi üzerine, halkın Bastille’e saldırması
1789, 4 Ağustos, Ulusal Meclis’in feodal hakları kaldırarak köylü çoğunluğunu Devrim Safhalarına çekmesi.
1791, Yeni Fransız anayasalarının hazırlanması
1793, Polonya’nın ikinci bölüşülmesi
1794, Robespierre’in öldürülmesi
1795, Polonya’nın üçüncü bölüşülmesi, ile Rusya sınırlarını, batıda Vistül Irmağı’na kadar genişlemesi
1799, Napoleon’un bir darbe ile iktidara getirilişi
1803, Sırpların Osmanlı’ya başkaldırması,
1807, İlk buharlı geminin Robert Fulton tarafından yapılması
1812-1815, Napoleon’un Avrupa devletleri koalisyonunca yenilgiye uğratılması
1815, Viyana Konferansı, sonucu barış anlaşmasının yapılması
1821-1830, Yunan devrimi
1830, Cezayir’in Fransızlarca işgali
1833, Köleliğin, Büyük Britanya’nın yönetimindeki tüm ülkelerde kaldırılması
1839-1841, Afyon Savaşı
1839, Tanzimat Fermanı’nın ilanı
1840, posta sisteminin Büyük Britanya’da kuruluşu
1840′lar demiryolları ağı yapımının başlayışı
1847, Liberya’nın Amerika’dan eski yurtlarına dönen eski kölelerce, Birleşik Devletler anayasasına benzeyen bir anayasa sahip bir cumhuriyet olarak kurulması
1848 devrimleri
1848, Marx’ın gittikçe yoksullaşan proleter kitlelerin bir devrimle toplumsal sorunu çözecekleri düşüncesini ortaya atması.
1848-1852, Fransa’da, III. Napoleon’un devlet başkanlığında cumhuriyet dönemi
1854, Japonya’nın kabuğuna çekilme politikasını bırakıp dışa açılmak zorunda kalışı.
1854, Kırım Savaşı’nda Fransa’nın ve Britanya’nın Ruslara karşı Türklerin yardımına koşup, Rusların Kırım’da yenilgiye uğratılması
1856, Islahat Fermanı’nın ilanı
1859, İtalya’nın Kont Cavour’un çabalarıyla birleştirilmesi
1859, Darwin’in canlıların evrimi kuramını ortaya atması
1861-1865, Amerikan iç savaşı
1863, ABD’de köleliğin kaldırılması
1869, Süveyş Kanalı’nın açılışı
1870-1871, Prusya’nın Fransa’yı yenilgiye uğratması
1871, Almanya’nın, Bimarck’ın çabalarıyla birleştirilmesi
1878-1908, Abdülhamid II’nin iktidarı dönemi
1885, Hindistan Ulusal Kongresi’nin (Kongre Partisi’nin) kurulması
1888, köleliğin Brezilya’da kaldırılması
1889, İkinci Enternasyonal’in kuruluşu
1889, Japon İmparatoru Meiji’nin Bismarck Almanyasını örnek alan bir Anayasa çıkarması; Diyet’in kurulması
1893, Havai Adaları’nın ABD topraklarına katılması
1900, Batılı devletlerin gönderdikleri uluslararası birliğin Pekin’i ele geçirmesi
1901, Avusturya’nın İngiliz Uluslar Topluluğu’nun kendi kendini yöneten dominyonu olması
1903, Sibirya’yı aşan demiryolunun tamamlanması
1904-1905, Rus-Japon savaşı beklenmeyen sonuçla Japonların yenmesi
1905, Hindistan Müslüman Birliği’nin kurulması
1906, Rusya’nın, parlamenter organa sahip olması
1908, Jön Türkler’in iktidara ortak olmak isteğiyle, Abdülhamid’i deviren darbeyi gerçekleştirmeleri
1910, Japonların Kore kralını indirip, Kore Yarımadası’nı ülkelerine katmaları
1912, Mançu hanedanının yakılıp, Çin Cumhuriyetinin kurulması.
1912-1913, Balkan Savaşları ile Balkanlardaki toprakların kaptırılması
1914, Berlin-Bağdat demiryolunun başlaması.
1914, Panama Kanalı’nın açılması
1914-1919, Birinci Dünya Savaşı
1915, Japonlar’ın, Çin’deki özel ayrıcalıklarını, öne sürdükleri “Yirmi Beş İstek” ile artırmaya kalkmaları.
1917, 6 Nisan, ABD Kongresi’nin Almanya’ya savaş ilanı,
1917, Kasım, İkinci bir devrimci hükümet darbesinin Sosyal Demokrat seçilmesi,
1918, Ekim, Alman ve Avusturya hükümetlerinin Başkan Wilson’un barışın dayandırılacağı “On Dört Nokta”sını kabul etmeleri.
1918-1920, Rusya’da ve Rusya’nın sınır ülkelerde iç savaş
1919, Paris Barış Konferansı’nın Rusya’daki durumu ele almaya kalkmayıp, savaşı yitiren Almanya, Avusturya ve Osmanlı hükümetlerine barış koşullarını zorla kabul ettirmeleri.
1919, barış antlaşmasının, Arap dünyasının zengin ve kalabalık bölgelerini Fransız ve İngiliz koloni yönetimlerine bırakması
1921, Çin Komünist Partisi’nin kurulması
1922, Faşizmi İtalya’da iktidara getiren hükümet darbesi
1922, Lenin’in “Yeni Ekonomik Politikası”nı (NEP) ilan etmesi
1923, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması
1925, Rıza Pehlevi’nin İran’da iktidarı ele geçirip, Mustafa Kemal’inkine benzer bir laik reform hareketini başlatması.
1925, Abdülaziz İbni Suud’un Arabistan Yarımadası’nı fethedip, Mekke’nin ve Medine’nin denetimini eline geçirmesi
1929, New York borsasının çökmesiyle ABD’de 1920′lerin hızlı ekonomik gelişmesinin sona ermesi
1930′lar, Japon yayılmasının yeniden canlanışı
1030′lar, Amerikan Başkanı Franklin D. Roosevelt’in “New Deal” politikası
1931, Japonların Mançurya’yı istila etmesi
1932, Irak’ın formal olarak bağımsızlığını kazanması
1933, New Deal politikasının başlatılması
1933, Haziran, Hitler’in iktidara gelmesiyle Almanya’nın köklü bir rejim değişikliği geçirmesi.
1934, Etiyopya’nın 1896 yenilgisinin öcünü almak isteyen İtalya’nın saldırısına uğrayıp, uçakların ve zehirli gazların yardımıyla İtalya emperyalizmi altına sokuluşu
1938 Eylül, Çekoslovakya’nın Almanların yaşadığı bölgelerinin Almanya’ya geçirilmesi
1939, 1 Eylül, Hitler’in Polonya’ya saldırması
1939-1945, İkinci dünya Savaşı
1940 ilkbaharı, Almanların Danimarka’yı ve Norveç’i ele geçirmeleri
1941, 22 Haziran, Hitler’in savaş duyurusunda bulunmadan Rusya’ya saldırması
1942, Kasım’ı 1943 Şubat’ı, Ruslar’ın Almanlar’ı geri püskürtmeleri
1943, Temmuz’u, Mussolini’nin, İngiliz-Amerikan birliklerinin İtalya’ya çıkmasıyla iktidardan düşmesi, İtalya’nın savaştan çekilmesi.
1944, 6 Haziran, İngiliz-Amerikan birliklerinin Normandiya çıkartması
1945, 1 Mayıs, Hitler’in kendini öldürmesi, Alman başkomutanlığının teslim belgesini imzalamaları.
1945, Hiroşima’ya ve Nagazaki’ye atom bombalarının atılması
1946, Türkiye’de çok partili hayata geçiş
1947, İsrail Yahudi devletinin kurulması
1947, Hindistan’ın İngiltere’den çekilmesi
1947, Birleşmiş Milletler’in Filistin’in Araplar ve Yahudiler arasında bölüştürülmesi, kararı
1947, Truman Doktrini
1948, Ghandi’nin öldürülmesi
1948 (ve 1956, 1967, 1973) Yahudi-Arap savaşları
1949, NATO’nun kurulması
1949, Komünistlerin, Kuomingtang’a karşı kesin zafer kazanıp Çin’in yönetimini ele geçirmeleri
1949, ilk Rus atombombası denemesi
1950, Kuzey Kore komünist yönetiminin Güney Kore’ye saldırmasıyla Kore Savaşı’nın çıkışı
1953, Kore Savaşı’nda ateşkes
1953-1954, Rusların, Amerika’dan birkaç ay sonra hidrojen bombalarını patlatmaları
1954, Vietnam’ın Fransız egemenliğinden kurtulması
1956, Macarların ülkelerindeki komünist rejime başkaldırmaları
1956, Süveyş bunalımı
1957, Gana’nın bağımsızlığını kazanan ilk Afrika kolonisi olması
1957, Rusya’nın uzaya uydu gönderen ilk ülke oluşu
1957, Roma Andlaşması ile AET’nin kurulması
1958, Suriye ile Mısır’ın birleşmesi
1961, Suriye’nin Birleşik Arap Cumhuriyeti’nden ayrılması
1962, Fransa’da halkoyu yoklamasının Cezayir’e bağımsızlıktan yana sonuç vermesi
1962, ABD Küba’daki füzelerin çekmesini istediğinde SSCB’nin üçüncü dünya savaşı korkusuylabu isteğe uyuşu
1964, Vietnam’da Amerikan askeri etkinliklerinin başlayışı
1966, De Gaulle Fransası’nın NATO’dan çekilerek mutlak egemenlik hakkını elinde tutmayı seçmesi.
1967, İsrail ile Arap devletleri arasında Ekim Savaşı
1969, ABD uzay gemilerinin ay’a inip dönmeyi başarmaları
1970, Sovyetler Birliği’nin ticaret ve yatırım olanakları yolunda Federal Almanya ile görüşmelere başlaması
1973, Ocak, İngiltere, İrlanda ve Danimarka’nın Avrupa Topluluğu’na tam üye olmaları
1973, İsrail ile Arap devletleri arasında Ramazan Savaşı; petrol ambargosu ve ardından petrol fiyatlarının yükselmesi.
1975, Yumuşamanın göstergesi olan Helsinki Anlaşması
1978, Çin Halk Cumhuriyeti’nde Deng Şaoping’in önderliğinde ekonomik reformların başlaması.
1979, Mısır ile İsrail arasında Camp David Andlaşması’nın imzalanması
1979, İran’da Ayetullah Humeyni önderliğindeki İslamcıların bir devrimle yönetimi ele geçirmesi
1979, Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgal etmesi
1980-1988, İran-Irak savaşı
1981, Ocak, Yunanistan’ın AT’ye tam üye olması
1985-1991, Ülkesinde glasnost ve perestroika’yı uygulamaya çalışacak olan Michael Gorbachev’in başkanlık süresi
1986, Ocak, İspanya ve Portekiz’in AT’ye tam üye olması
1987, Temmuz, Avrupa Tek Senedi’nin (Single Act) kabul edilmesi
1988, Nisan, Türkiye’nin AT’ye tam üyelik başvurusunda bulunması
1989, Doğu Avrupa’da marksist ekonomilerin çökmesi
1989, Kasım, Berlin Duvarının yıkılması
1990, Sovyetlerin dağılması ve Soğuk Savaş’ın sona ermesi
1990, Ağustos, Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesi
1990, Ekim, Almanyaların birleşmesi
1991, Aralık, Bağımsızlık Devletler Topluluğu’nun kurulması
1995, Ocak, İsveç, Finlandiya ve Avusturya’nın Avrupa Birliğine tam üye olmaları
1996, Ocak, Dayton Barış Andlaşması ile Bosna Savaşı’nın sona ermesi…

Popularity: 1% [?]

12
Temmuz

Suikastler Tarihi

Yazan: Ümit  |  Kategori: Tarih Dersi  |  Okunma: 14 views

Amerika Birleşik Devletlerinin 16. Cumhurbaşkanı Abraham Lincoln’ün çocukluğu yoksulluk içinde geçmiş, doğru dürüst okula bile gidememişti. Küçük yaşta babasıyla birlikte ormanlarda kereste biçmiş, nehir gemilerinde çalışmış, bir kürk tüccarının kâtipliğini yapmıştı. 1818 yılında, İndiana’yı kasıp kavuran bir salgın hastalık sırasında, baba-oğul bütün bir sonbahar mevsimi boyunca tabut yapıp sattılar!..

Böylesine yoksulluk içinde geçen çocukluk ve gençlik günleri, Abraham Lincoln’ün kendi kendini yetiştirip 1834′te avukat, 1860′ta da A.B.D. Cumhurbaşkanı olmasını engelleyemedi.

Köleliğe karşıydı Lincoln. Yetişme biçiminin onun bu düşünüşünde büyük etkisi olmuştu. Beyaz Amerikalının zencilere uyguladığı insanlık dışı tutum, Abraham Lincoln’ün üzerinde çocukluğundan beri derin izler bırakmıştı. Cumhurbaşkanı seçilmeden önce, köleliği kaldırmanın çok zor olduğunu biliyor, hiç olmazsa daha da yayılmasını önlemeyi düşünüyordu.

Abraham Lincoln’ün cumhurbaşkanlığına seçilmesi. Güney Eyaletlerinde ayaklanmanın başlaması için sanki bir işaret oldu. 1861 şubatında, Güney Carolina ve onu izleyen 10 eyalet Birleşik Devletlerden ayrılarak aralarında bir Konfederasyon kurdular. Başkenti Richmond olan bu devletin anayasasında şöyle bir madde yer alıyordu :

“Zenci, beyaz insanla hiç bir zaman eşit haklara sahip olamaz, kölelik, yani beyaz ırka boyun eğmek; zencinin olağan bir durumudur…”

Öte yandan Abraham Lincoln, 4 mart 1861′de verdiği bir söylevle :

“Hiç bir eyaletin, öbürlerinin onayı olmadan Birlik’ten ayrılamayacağını..” ileri sürüyordu.

Güneylilerin buna verdikleri karşılık, 12 Eylül 1861′de Charleston limanındaki Sumter kalesini topa tutmak biçiminde oldu. Bu iç savaş demekti.

Dört yıl süren iç savaşın sonlarına doğru. Cumhurbaşkanlığı süresi dolduğundan, yapılan seçimlerde yeniden adaylığını koydu ve kazandı. Abraham Lincoln bu haberi soğukkanlılıkla karşılamış ve:

“Amerikan halkı, dereden geçerken at değiştirmenin doğru olmadığına inandığı için, seçimlere katıldım…” demişti.

14 mart 1865′te, ikinci defa Beyaz Saray’a giderken Başkan Lincoln halka verdiği demeçte şöyle diyordu :

“Hiç kimseye karşı kin beslemeden, Tanrı’nın bize doğru yolu göstermek için verdiği güce dayanarak, yaraları sarmaya, savaşın güçlüklerini yüklenenlerin dul eşleriyle yetimlerini düşünmeye ve giriştiğimiz bu işi tamamlamaya çalışalım ki; kendi aramızda ve dünya uluslarıyla barışı gerçekleştirebilelim…”

Lincoln’ün bu konuşmasından bir ay sonra, 9 Nisan 1865′te Güney orduları komutanı General Lee, Appomotox şehrinde kılıcını Birleşik Devletler başkomutanı General Grant’a teslim ediyordu… 13 Nisan perşembe günü de Washington, Güney’in teslim olmasını kutlamak için baştan aşağı donanmıştı.

14 Nisan 1865 cuma gününü Beyaz Saray’da çalışmakla geçiren Abraham Lincoln, akşam biraz eğlenebilmek için, Ford Tiyatrosunda, sahnenin hemen yanındaki locada “Amerikalı Yeğenimiz” adlı oyunu seyrediyordu. Locada Lincoln’-den başka Clara Harris adında bir bayan konuğu ve koruyucusu binbaşı Rathbone bulunuyordu. Bu sırada tiyatronun oyuncularından John Wilkes Booth, locanın önüne gelmiş, günlerdir inceden inceye hazırlanan planı uygulamaya başlamıştı.

Booth, aşırı bir Güneyliydi. Dolayısıyla Abraham Lincoln’ün amansız düşmanıydı. Birkaç hafta önce Cumhurbaşkanının tiyatroya geleceğini öğrenince, hazırlıklarına hız vermiş, oyunu tekrar tekrar seyretmiş, halkın özellikle hangi sahneye güldüğüne dikkat etmişti. Daha sonra Lincoln’ün oturacağı locanın kapısında, içeriyi görebilmesine yardım edecek küçük bir delik açmıştı!..

Suç ortaklarıyla da görüşerek, sonunda her şeyin hazır olduğunu bildirdi. O gece tiyatroya giderken şöyle diyordu:

“Sahneden ayrıldığım zaman, Amerika’nın en ünlü adamı olacağım!.”

Booth, locanın önüne gelince, küçük delikten içeri baktı. Lincoln ve yanındakiler kendilerini oyuna kaptırmışlardı. Halkın en çok güldüğü bölüme gelindiğinde, kapıyı açarak locaya girdi. Seyircilerin kahkahalarını bastıran bir patlama sesi duyuldu ve Abraham Lincoln’ün başı göğsüne düştü!.. Binbaşı, bundan sonra kendini toplayıp suikastçının üzerine atıldıysa da, Booth bu sefer de bıçağını kullanarak onu yere serdi ve locadan sahneye atlayarak, ne olduğunu anlayamayan halkın şaşkın bakışları arasında arka kapıdan kaçtı..

Aynı gece Dışişleri Bakanı Sward, evinde dev yapılı bir adamın saldırısına uğruyordu. Adam, Sward’ı boğarken, karısının, oğlunun ve hizmetçisinin yetişmesi üzerine kaçmak zorunda kaldı. Yine o gece, başka bir ziyaretçi, Başkan Yardımcısı Johnson’ın evi önünde dolaşıyordu. Fakat içeriye girmeye cesaret edemedi.

Bir gece içinde Amerika Birleşik Devletleri’ni yöneten üç kişi yok edilmek istenmiş, fakat ancak Booth suikast planını gerçekleştirebilmişti. Ağır yaralanan Lincoln, ertesi gün öldü.

Washington’dan kaçmayı başaran Booth, günlerce sonra izi bulunarak, bir çiftlikte sarıldı. Yanında bulunan suç ortaklarından biri teslim oldu, Booth ise intihar etti. Böylece katil, ancak 96 yıl sonra bir rastlantı sonucu ortaya çıkacak sırrını da mezara götürmüştü. Yakalanan öteki suikastçılar da askeri mahkemede yargılandıktan sonra asıldılar. Bunların bir tanesi de kadındı!..

1961 yılında Philadelphia’da eski kitap satan dükkânlardan birinde bulunan askerlikle ilgili kitabın içindeki şifreli mesaj, Lincoln’a yapılan suikastın karanlıkta kalmış noktalarını aydınlığa kavuşturdu. Doksan altı yıl bir kıyıda unutulup kalan kitap, uzmanlarca incelenince, mesajın uydurma olmadığı ve 1868′de sayfalar arasına yazıldığı kabul edildi.

Aceleyle yazıldığı anlaşılan cümleler, Abraham Lincoln’ün hükümetinde Savunma Bakanı olan Edwin M. Stanton’ın gizli güvenlik şefi Tuğgeneral C. Baker’a aitti. Baker da 1868 yılında esrarlı bir biçimde, bazılarına göre arsenikle öldürülmüş, bu satırları da ölümünden beş ay önce kitabın içine yazmıştı.

General yazısında, üç kere öldürülmek istendiğini, sürekli olarak izlendiğini belirtiyor ve şu cümleyi kullanıyordu:

“Yeni Roma’da üç adam yürüyordu; biri Yahuda (Hz. İsa’yı ele verip onun çarmıha gerilmesine sebep olan on iki Havari’den biri) ikincisi Brütüs ve bir de casus… Casus bendim; C. Baker. Yahuda, vurulan adam ölmek üzereyken, onun yanına giderek aslında nefret ettiği adama saygı gösterisinde bulundu. Adam ölünce de şöyle dedi: “Şimdi tarih ona, ulus bana sahip..”

Bu şifreli yazı, Lincoln’ü öldürten adamın Savunma Bakanı Edwin M. Stanton olduğunu ortaya çıkarıyordu. Yazıda sözü edilen Yeni Roma: Washington, Yahuda: Stanton, Brütüs: oyuncu Brooth ve casus da kendisinin belirttiği gibi General Baker’dı… Gerçekten de Savunma Bakanı Stanton, Lincoln ölmek üzereyken, yatağının başucundaydı. Ve öldüğünde :

“O artık tarihin malı oldu…” demişti.

Şifre, bu cümleyi tamamlıyor ve Bakan’ın amacını açıklıyordu. Aynı gece içinde Lincoln’la birlikte yardımcısı Johnson ve Dışişleri Bakanı Sward’ın öldürülmesi, Stanton’un Birleşik Devletlerin bir numaralı adamı olmasını sağlayacaktı.

Lincoln’ün oğlu Todd, 1926 yılında ölmeden az önce bir dostuna, babasının evrakı arasında bulunan bazı belgeleri kimseye göstermeden yaktığını söylemiş ve nedeni sorulduğunda:

“Belgelerden, babamın yardımcılarından birinin ona ihanet ettiği anlaşılıyordu. Bu yüzden bu belgelerin ortadan kaldırılmasının doğru olacağını düşündüm.” karşılığını vermişti…

Hitler’e Suikast

Haziran 1944′te Müttefikler tarafından yapılan Normandiya çıkartması, Almanya’da umutsuzluğu iyice artırmıştı. Fakat Hitler, sonuna kadar direnme niyetini belirtiyor, çok yakın bir zamanda işitilmedik silahların kullanılacağını bildiriyordu. Ona göre bu korkunç silahlar, savaşı derhal Almanya lehine sonuçlandıracaktı. Hitler’in sözünü ettiği “işitilmedik silah” Amerikan ve İngiliz bilginlerinin de üzerinde çalışmakta oldukları atom bombasıydı. Alman bilginleri, atom bombasını gerçekleştirme yansısında geri kalıp, bu korkunç silahı zamanında yetiştiremezlerse, Hitler, Berchtesgaden dolaylarındaki sığınağa çekilerek, kendisiyle birlikte Almanya’yı da uçuruma sürükleyecek delice planlar tasarlıyordu.

Almanya’da, daha savaşın başından beri, Hitler’i ortadan kaldırıp ülkelerini felâketten kurtarmaya çalışan sağduyu sahibi kişiler de vardı. Bunlar, Hitler’i öldürerek Müttetiklerle barış yapmayı düşünüyorlardı. Bu amaçla da 1941 yılından beri birkaç suikast girişiminde bulunmuşlar fakat hiç birinde başarı kazanamamışlardı.

Amiral Canaris ve Kont Helmuth von Moltke tarafından yönetilen ve aralarında Schacht, Belçika Valisi Von Falkenhausen, Mareşal Rommel, Von Beck, Fransa Valisi Karl Heinrich von Stulpnagel, Von Hassel gibi general ve devlet adamları bulunan bir grup, Hitler’i devirdikten sonra yerine Feldmareşal Vitzleben’i geçirmeyi kararlaştırmıştı. Ne var ki, Gestapo bu komployu haber almış ve Kont Moltke 1944 Ocak ayında tutuklanmıştı. Onun tutuklanması, ötekilerinin çalışmalarını durdurmamış ve 1944 Temmuzunda Hitler’e son ve en önemli suikastı yapmışlardı.

Hitler, daha öncekilerden olduğu gibi, bundan da kurtuldu ve suikastı düzenleyenlerin tümünü ortadan kaldırdı. 20 Temmuz 1944′te yapılan bu suikaste geçmeden önce, başarısızlıkla sonuçlanan öbür suikastlardan da söz etmek gerekir.

4 Ağustos 1941′de Merkez Grubu Ordusu, Borisov’daydı. Bu ordu Feldmareşal Von Bock’un komutası altındaydı. Ordu karargâhı, Hitler’i tutuklayıp mahkeme önüne çıkarmaya kararlı subaylarla doluydu. Bunların başında Orgeneral Von Treckow’la yardımcısı Teğmen Von Schlabrendorff’du. Von Bock, ancak girişim başarıya ulaşırsa yardım vaadinde bulundu.

Hitler, Borisov’daki Merkez Grubu Ordusu karargâhına geldiğinde, suikastçılar şaşkınlık ve korkudan hiç bir şey yapamadılar. Kalabalık bir koruyucu çemberi içindeki Hitler’in yanına suikastçılar yanaşamadılar bile.

13 Mart 1943′te, Stalingrad’ta Alman ordularının yenilgiye uğramalarından hemen sonra, Hitler’e ikinci bir suikast düzenlendi. Merkez Grubu Ordusu karargâhı o sırada Smolensk’de bulunuyordu. Komutan değişmiş, Von Bock’un yerine Feldmareşal Von Kluge getirilmişti. Tresckow’la Schlabrendorff, aynı teklifi Von Kluge’ye yaptılar ve aynı karşılığı aldılar.

Von Kluge, suikast başarıya ulaşırsa yardıma hazır olduğunu söyledi. Hitler’in pek yakında karargâhı ziyaret edeceği biliniyordu. Canaris ve öteki komplocu subaylar, Smolensk’e plastik bombalar ve sigorta tapaları getirdiler. Hitler karargâha geldi ve ayrılmasına yakın suikastçılar hareket geçtiler. Tresckow ve Schlabrendorff iki konyak şişesine bomba yerleştirip Hitler’in maiyet subaylarından Albay Brandt’a vererek, Rastenburg’daki bir arkadaşlarına götürmesini istediler. Brandt, şişeleri yerine ulaştırmak üzere aldı. Bombalar, Hitler’in uçağının havalanışından yarım saat sonra patlayacak şekilde ayarlanmıştı. Suikastçılar, Berlin ve Smolensk’de heyecanla sonucu beklerlerken, Hitler’in uçağının Rastenburg’a sağ salim indiği haberini şaşkınlık içinde öğrendiler.

Bunun üzerine teğmen Schlabrendorff, büyük bir soğukkanlılıkla Hitler’in karargâhına giderek, her şeyden habersiz Brandt’dan, içine bomba yerleştirilmiş konyak şişelerini alarak, yerine gerçek konyak şişeleri verdi. Suikastçılar, bombaların patlamayışını Hitler’in uçağının çok yüksekten uçmasına ve bu nedenle tapa sigortasının çalışmamasına yordular.

21 Mart 1943′te Hitler’e üçüncü suikast girişiminde bulunuldu. Hitler’i öldürmeyi kafasına koyan Orgeneral Von Tresckow, Führer’in Berlin’de, Unter den Linden’deki Şehitler Anıtı binasında yapılan kahramanları anma törenine katılmasından yararlanmak istedi. Bu sefer Albay Von Gresdorff, kaputunun ceplerine iki bomba yerleştirerek binanın içinde beklemeye başladı. Hitler’in ziyaretinin yarım saat süreceği daha önceden bildirilmişti. Fakat Hitler, binada ancak 8 dakika kaldı ve suikast girişimi de suya düştü.

Yine 1943 yılının kasım ayında, Hitler’e dördüncü suikast düzenlendi. Rusya’daki ordu için Hitler yeni kaput modelleri seçmişti. Axel von dem Bussche adındaki genç bir subay, kaputu giyip bir manken gibi Hitler’in karşısına çıkacaktı. Kaputun her cebinde birer bomba bulunacak ve bunları ateşleyerek, kendisiyle birlikte Hitler’i de havaya uçuracaktı. Fakat Hitler, model seçme işini durmadan erteliyordu. Sonunda 30 Kasım günü, Hitler’in kaput modelini seçeceği bildirildi. Bir gün önceden, Bussche’ye kaput ve bombalar verildi. O gece kaput deposu, müttefiklerin bir hava akını sonunda bombalanarak yandı. Böylece, Hitler’in kaput seçme işiyle birlikte, suikast planı da suya düştü.

Hitler’in muhalifleri, suikast girişimlerindeki başarısızlıklarına rağmen, yollarından dönmüş değillerdi. Bu sefer de Albay von Stauffenberg’i sahneye çıkardılar. Stauffenberg 1942 yılında, Kuzey Afrika’da bir mayın tarlasına düşerek ağır yaralanmıştı. Patlama sonunda, sağ koluyla sol elinin iki parmağı kopmuş, sol gözü de kör olmuştu. Aylarca hastanede yaşama savaşı verip iyileşince, Hitler’in muhalifleri, bu morali bozuk ve Almanya’nın geleceğinden umudunu kesmiş von Stauffenberg’e çengel atmakta gecikmediler.

Stauffenberg’in ilk suikast denemesi 11 Temmuz 1944′te oldu. Albay, Hitler’le bir toplantıya katılmak için Obersalzberg’e gitti. Çantasında patlamaya hazır bir bomba vardı. Fakat, toplantı o gün yapılmadığından, suikast da gerçekleşmedi. 15 Temmuz 1944′te Hitler’in karargâhı Doğu Prusya’da Rastenburg’da Goering ve Himmler’in de katılmasıyla bir toplantı yapılıyordu. Stauffenberg de toplantıdaydı. Tam tapa sigortasını çalıştıracağı sırada, Hitler odadan dışarı çağrıldı ve bir daha da geri dönmedi. Führer bir kere daha rastlantı ve şans sonucu ölümden kurtulmuş oluyordu.

20 Temmuzda yapılan toplantıda. Kurmay Albay Stauffenberg de bir rapor okuyacaktı. Albay, Mussolini’nin ziyareti dolayısıyla toplantının saat 13 yerine 12,30′da yapılacağını ve görüşmelerin yeraltı salonundan “Misafirler Pavyonu”na alındığını öğrenince canı sıkıldı. Çünkü Misafirler Pavyonu uzun, tahta bir yapıydı. Bombanın patlamasına ince duvarlar ve çatı fazla bir direnme göstermeyeceğinden, etkisi de o ölçüde az olacaktı. Fakat artık ilk adım atılmıştı ve geriye dönmek düşünülemezdi.

Albay Stauffenberg, pavyona girmeden önce kapıda kısa bir süre duraklayarak eğildi, çantanın içindeki bombanın mekanizmasını sağlam kalan üç parmağıyla çalıştırdı. Salonda sayıları yirmiyi bulan yüksek rütbeli subay bulunuyordu. Ortadaki masada büyük bir kurmay haritasının üzerine eğilmişlerdi. Hitler, büyük bir dikkatle anlatılanları dinliyordu. Feldmareşal Keitel, bir ara Stauffenberg’in kulağına eğilerek:

“Raporunuzu general Heusinger’den sonra okuyacaksınız.. Onun için Führer’in yakınında bulunun.” dedi. Stauffenberg elindeki çantayı, masanın altındaki ağır tahta desteğini Hitler’in en yakın tarafına dayadı. Albay Stauffenberg, birkaç ay önce İhtiyat Orduları Başkomutanı General Fromm’un emir subaylığına atandığından, bu çok gizli toplantıya katılma olanağını bulmuştu.

Hitler, ihtiyat tümenlerinin Rus saldırısını önleyecek güçte olup olmadıklarını öğrenmek istiyordu. Stauffenberg, raporunda Hitler’e bu konuda bilgi verecekti. Çantayı Hitler’in yanına bıraktıktan sonra, Berlin’le bir telefon konuşması yapmak için Keitel’den izin alarak dışarı çıktı. O sırada General Heusinger, Doğu Cephesi hakkındaki raporunu bitirmek üzereydi.

Tam bu sırada, bir yıl önce “konyak” şişelerini taşıyan Albay Brandt, masanın altındaki çantayı gördü. Hitler’i rahatsız edebilir düşüncesiyle çantayı durduğu yerden alıp desteğin öbür yanına dayadı, içinde bomba bulunan çanta, şimdi Hitler’in oldukça uzağına gitmişti.

General Heusinger, raporunun son satırlarını okurken, Feldmareşal Keitel yanındaki General Buhle’ye dönerek:

“Stauffenberg nerede kaldı?” diye sordu. “Konuşma sırası ona geldi.”

Albay Stauffenberg o sırada, Misafirler Pavyonu’nun oldukça uzağında. Teğmen von Haeften’le birlikte zırhlı bir otomobilin içinde, bombanın patlamasını bekliyordu. Saat on ikiyi elli geçerken, Misafirler Pavyonundan korkunç bir patlama duyuldu. Pavyonun çatısı çökmüş, camlar paramparça olmuştu. Barakanın üzerinde siyah bir duman tabakası yükseliyor, yaralıların, ya da can çekişenlerin iniltileri, acı bağırışları duyuluyordu. Albay Stauffenberg ve Teğmen von Haeften, olanları büyük bir soğukkanlılık içinde izliyorlardı. Bir yardım ekibinin pavyona koştuğunu ve sedyeyle bir cesedi dışarıya çıkardıklarını gördüler. Stauffenberg, çıkarılan cesedin Hitler’e ait olduğundan zerre kuşkusu yoktu. Çünkü çantayı Hitler’in ayakları dibine bırakmıştı. Teğmen Haeften’e:

“Hitler’in cesedini çıkardılar!.. Çabuk gidelim..” diye bağırdı.

Stauffenberg olaydan yarım saat kadar sonra, bir uçakla Berlin’e gitti. Milli Savunma Bakanlığında, General Olbricht’in odasında yirmiye yakın subay toplanmış heyecan ve merak içinde sonucu bekliyordu. Saat 15,15′te Stauffenberg, Hitler’in ölüm haberini bekleyen subaylara telefon etti :

“Hava alanındayız. Bize bir araba gönderin.. Hitler öldü!..”

Oysa o sırada Hitler, karargâhın istasyonunda, Mussolini’yle Mareşal Graziani’yi getirecek treni bekliyordu. Ölmemişti. Patlama sırasında saçları kavrulmuş, sağ bacağı yanmış, sağ koluna da hafif bir felç gelmişti. Albay Brandt’la Hitler’in sağındaki iki general ve bir stenocu hemen ölmüşlerdi. Hitler, kendisini yerden kaldırmaya çalışan Keitel’e:

“Yeni pantolonum pek de güzeldi, bana bir üniforma getirsinler..)” demişti. Patlamadan üç saat sonra iyice kendine gelmiş, Mussolini’ye havaya uçurulan barakayı göstermişti.

General Olbricht, Albay Stauffenberg’den aldığı haberi İç Güvenlik Ordusu Kumandanı General Fromm’a bildirdi. Ancak General Fromm, Hitler’in ölüm haberini kuşkuyla karşıladı. Hitler’in karargâhıyla bağlantı kurmak ve Führer’in kesin olarak ölüp ölmediğini öğrenmek istedi. Az sonra Feldmareşal Keitel telefonda şunları söylüyordu :

“Yok efendim, saçma. Bir suikast oldu ama Führer kurtuldu. Şu anda Duçe’yle görüşüyor..”

General Olbricht, Keitel’in yalan söylediği inanandaydı. Az sonra Stauffenberg de Milli Savunma Bakanlığına geldi. Albay kesin konuşuyordu :

“Konferans salonu yerle bir oldu, uçuşan cesetler gördüm, oradan tek kişinin canlı çıkması mümkün değil..” Ona, Keitel’in telefonda söyledikleri tekrarlanınca: “Onu bilmem, ama Hitler’in öldüğünü gördüm.” dedi. Komplocular, Stauffenberg’in bu sözleri üzerine harekete geçtiler ve Almanya’nın dört bir yanma, işgal altındaki ülkelere telgraf ve telefonlarla durumu bildirip taraftarlarının daha önce hazırlanan planı uygulamasını istediler. General Fromm, Hitler’in öldüğüne inanmamıştı. Stauffenberg’e :

“Sizin yapacağınız, şimdi beyninize bir kurşun sıkmak. Çünkü suikast başarıya ulaşmadı.” dedi. General Olbricht’in de tutuklanması gerektiğini ileri sürüyordu. Fakat, Olfbricht’le Stauffenberg onu tutuklayarak, yandaki odaya hapsettiler. Komplocular beş saat süreyle Berlin’i ellerinde tuttular. Akşama doğru, Hitler’in yaşadığı kesin olarak anlaşılınca, ne yapacaklarını bilemez duruma geldiler. Suikastçıların Paris kolu, daha üstün bir başarı gösterdi. Fransa Valisi Karl Heinrich von Stulpnagel, bütün S.S. ve S.D.’leri (Partisi Casusluk Örgütü) bir Fransız hapishanesine doldurmakta güçlük çekmedi. Daha sonra ordu komutanı von Kluge’ye giderek Nazi Yüksek Komutanlığına karşı gelmesini ve barış için girişimde bulunmasını istedi. General von Kluge ona şunları söyledi “Domuz ölmüş olsaydı, bunu yapardım…”

Öte yanda, Berlin’de de Naziler karşı harekete geçmişlerdi. Plan gereğince Propaganda Bakanlığına gidip Goebbels’i tutuklaması gereken Yarbay Remer, orada bir emir alıyordu: “Derhal Goebbels’in emrine giriniz. Führer’ in emridir.” Yarbayın duraksadığını gören Goebbels, elinde tuttuğu telefon ahizesini Remer’e uzattı.

“Beni tanıdınız mı Yarbay Remer?”

“Evet Führer’im tanıdım.”

“Yarbay Remer, şimdi emirlerimi iyi dinleyin. Şu andan itibaren Berlin’de duruma siz hâkim olacaksınız, tam yetkilisiniz. Generallere, mareşallere bile emir verebilirsiniz. Karşı duranları acımadan temizleyiniz. Doğrudan doğruya Führer adına hareket edeceksiniz.”

Yarbay Remer, Goebbels’i tutuklamak için geldiği Propaganda Bakanlığından, az sonra, kendi arkadaşlarını yakalamak için harekete geçti. Goebbels’i tutuklamaya hazırlanan birliğine şu emri verdi:

“Hazır ol!.. İstikamet Savunma Bakanlığı!. İleri…”

Akşam saat sekize doğru Yarbay Remer’in askerleri Savunma Bakanlığını ele geçirmişlerdi. Çarpışmada ilk vurulan Albay Stauffenberg oldu. Sırtına bir kurşun saplanmıştı. Bu arada Fromm da hapsedildiği odadan çıkmış ve kumandayı yeniden ele almıştı. Alelacele bir Harp Divanı kuruldu. Komplocuların hemen hemen hepsi yakalanmıştı. General von Beck, Fromm’a tabancasının kendisinde bırakılmasını istedi. Fromm:

“Peki, işinizi kendi elinizle bitirecekseniz buyrun, ama çabuk olun!.” dedi. Fakat von Beck, beynine yönelttiği namluyla hedefini bulamadı ve hafif yaralı olarak bir koltuğa yığıldı. Harp Divanı, beş dakika sonra kararını General Fromm ağzından şöyle açıklıyordu :

“Führer adına karar veren Divan, General Olbricht’i, Kurmay Albay Mertz von Quirnheim’i, Albay Stauffenberg’i ve Teğmen von Hasften’i idama mahkûm etmiştir…”

Von Beck, eline verilen ikinci tabancayla da intihar edemeyince, bir başkasının yardımıyla “işi bitirildi.” İdama mahkûm edilenler, hemen oracıkta, Savunma Bakanlığının avlusunda kurşuna dizildiler.

Komplocuların Paris’teki lideri von Stulpnagel olaydan sonra intihar etmek istemiş fakat yalnızca gözleri kör olmuştu. Geri kalan sanıklarla birlikte yargılanarak 20 Ağustosta asıldı. Mahkemenin Başkanı ayrı bir âlemdi. Suikastçılara açıkça küfrediyor, polis tarafından kemeri alınan ve sık sık pantolonunu çekiştirmek zorunda kalan, komplocuların Hitler’in yerine devlet şefi olarak düşündükleri Von Vitzleben’e :

“Seni ahlâksız ihtiyar seni, neden durmadan pantolonunu karıştırıyorsun!” diye bağırıyordu.

Von Stulpnagel, intihar teşebbüsünden sonra hastanede yatarken :

“Rommel!. Rommel!..” diye sayıklamıştı.

İlk önce kimse, suikast olayında Rommel’in de parmağı olacağına inanamamıştı. Çünkü, suikasttan üç gün önce Mareşal Rommel, 17 Temmuzda Kuzey Fransa’da, otomobiline ateş açan bir İngiliz uçağı tarafından ağır yaralanmıştı. Gestapo soruşturmayı derinleştirince, Mareşal Rommel’in de komplocularla birlik olduğunu ortaya çıkardı.

13 Ekim 1944 günü, iyileşmeye yüz tutan Rommel, Herrlingen’deki evinde dinlenirken Feldmareşal Keitel’den bir mektup aldı. Mektupta olaylar özetleniyor ve suçlamalar doğruysa, şerefli bir insanın nasıl davranması gerektiğini Rommel’in bileceği ileri sürülüyordu.

Mektubu getiren subaylardan General Burgdorff, Mareşal Rommel’e :

“Sayın Mareşalim, gelirken bir kutu zehir getirdim. Ampul halinde.. Bunları kullanmak isterseniz, Führer’in cenazenizin askerlik geçmişinize yaraşır ulusal bir tören olarak yapılacağına dair mesajını da size iletmekle görevliyim.” dedi.

Rommel, karısı ve çocuklarıyla vedalaştıktan sonra, mareşal üniformasını giymiş olarak General Burgdorff ve General Maisel in yanma döndü. Daha sonra, içinde General Maisel’in de bulunduğu bir otomobil, Rommel’i yakındaki bir koruluğa götürdü. Burada General Maisel, yanına şoförü de alarak Rommel’i otomobilde yalnız bıraktı. Geri döndüklerinde Mareşal Rommel can çekişiyordu. Hastaneye götürülürken de yolda öldü.

Yapılan resmi açıklamada, Rommel’in kalp durması sonucu öldüğü bildiriliyordu. Goering, Dönitz ve Jodl gibi Nazi ileri gelenleri bile, Rommel’in gerçek ölüm sebebim bilmiyorlardı.

Rommel için parlak bir cenaze töreni düzenlendi. Ulm alanında yapılan törende Führer’in özel temsilcisi olarak konuşan Mareşal Rundstedt. Rommel’der, “Alman Kumandanlarının en büyüklerinden biri olarak tarihe geçtiğini” söyledi.

Hz. Osman Suikasti

Hz. Muhammet bir gün evinde yatak kıyafetiyle oturmuş, az önce kendisini ziyarete gelen Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer’le konuşuyordu. Bir süre sonra kapı çalınmış ve kendisine Hz. Osman’ın geldiği bildirilmişti,

Hz. Osman’ın geldiğini öğrenen Hz. Muhammet, hemen başka bir odaya geçerek, üzerindeki geceliği çıkarmış elbiselerini giymişti. Hz. Muhammet’in bu davranışını gören Hz. Ayşe, elbiselerini neden giydiğini sormuş ve şu karşılığı atmıştı:

“Osman’dan melekler utanır, ben nasıl utanmam!..)”

Ne acıdır ki, Hz. Muhammet’in böylesine saygısını kazanan bu büyük adam, öldürmesini bilmediği için, kendisine baş kaldıranlar tarafından vahşice öldürülecekti…

Hz. Osman, Hicret’ten 47 yıl önce, bugünkü tarihle 575′te Mekke’de dünyaya gelmişti. Mekke’nin soylu Kureyş ailesindendi, O tarihlerde Kureyşliler birçok kollara ayrılmışlardı. Bunların en önemlileri, Hz. Muhammet’in de bağlı bulunduğu Haşimiler, öbürü Hz. Osman’ın soyu olan Emevilerdi. Bu iki aile Mekke’yi birlikte yönetiyordu.

Hz. Osman Müslümanlığı kabul ettiğinde 34 yaşındaydı. Müslüman olduktan sonra, Hz. Muhammet’in büyük kızı Rukiye’yle evlenmişti. Fakat Rukiye, amansız bir hastalık sonucu ölünce, Hz. Muhammet bu sefer küçük kızı Ümmü Gülsüm’ü, aralarındaki akrabalık bozulmasın diye Hz. Osman’a verdi. Böylece Hz. Osman iki kere peygamber damadı oldu. Bundan ötürü de kendisine “İki Nur Sahibi” anlamına gelen “Zinnureyn” deniliyordu.

Hz. Osman, yumuşak başlı, dürüst, son derece dinine bağlı bir kimseydi. İnsan sevgisi ve acıma duygusu, onun en büyük özelliklerindendi… Hz. Muhammet’i içtenlikle sever. Onun uğrunda hiç bir fedakârlıktan kaçınmazdı. Etkili bir konuşmacıydı. Kur’an-ı Kerim’in kitap haline getirilmesinde olduğu kadar Müslümanlığın yayılmasında da büyük çaba göstermiş ve başarı sağlamıştı.

Hz. Osman’ın Halifeliği zamanında, İslâm Devleti, Orta Asya’dan Atlas Okyanusuna kadar uzanıyor; İran, Azerbaycan, Irak, Suriye, Filistin ve Mısır’ı içine alıyordu. Bütün bu ülkeler, Basra, Küfe, Şam ve Mısır Valilikleri tarafından yönetilirdi.

Onun amacı, Hz, Ömer’den devraldığı bu büyük İslâm devletinin sınırları içindeki değişik ırk, dil ve dindeki toplumları birbirleriyle kaynaştırmak, ileri ve uygar bir yönetim kurmaktı. Bunda başarı kazanmış, Hz. Ömer’in yerini tam anlamıyla doldurmuştu.

On iki yıllık Halifeliğinin ilk altı yılı, tam bir güvenlik ve düzen içinde geçmişti. Ülkede eksiksiz bir denetim kurulmuş, tarım ve ticaret alanlarında büyük atılımlar yapılmıştı. Ne var ki, varlıkları çoğaldıkça Müslümanlar yaşadıkları gösterişsiz ve yalın hayattan uzaklaşıp dünya zevk ve nimetlerinden yararlanmak için günlerini gün etmeye bakıyorlardı.

Hz. Muhammet bir konuşma sırasında, rekabet ve kin duygusunun varlıkla birlikte geleceğini bildirmişti. Gerçekten de öyle olmuştu; aralarına çıkar ayrılıkları girdikçe, Müslümanların birliği bozuluyor, eski içtenlik ve gerçek dostluk hiç bir yerde görülmez oluyordu. Artık Müslümanlar da Bizanslılar -ve İranlılar gibi, saraylarda oturuyor, değerli kumaşlardan elbiseler giyiyorlardı. Hz. Muhammet’in döneminde yaşamış olanlar yaşlanmışlardı. Onların yerine geçen yeni kuşak eskilerin ülkülerine bağlılığından yoksundu. Madde ve çıkar onlara daha çekici geliyordu.

Öte yandan Kureyş’in iki kolu olan Haşimilerle Emeviler birbirlerine düşman kesilmişlerdi. Emeviler, Hz. Osman’la olan yakın akrabalıklarından yararlanıp bütün yüksek memurlukları ellerine geçirmişlerdi. Bu durumdan en çok Haşimiler yakınıyorlardı.

Bu Sıralarda Mısır’dan birkaç kişi Medine’ye gelerek Hz. Osman’a Vali Abdullah bin Sa’d'ı şikâyet ettiler. Halife Hz. Osman, Vali’yi azarlayan bir mektup yazdı. Gelenler, mektubu Vali’ye ilettiklerinde, Abdullah bin Sa’d Halife’nin buyruklarına boyun eğeceği yerde, onları dövdürdü. Dahası şikâyetçilerden biri, dayak sırasında öldü. Bu olay, genel hoşnutsuzluğun su üzerine çıkmasına ve birtakım ayaklanma girişimlerine yol açtı.

Ayaklananlar Basra, Küfe ve Mısır üzerinden Medine’ye doğru üç ayrı koldan yürüyüşe geçtiler. Ancak, Medine’de Hz. Osman’ı tutanların bir ordu topladıklarını işitince, kentin yakınlarında konakladılar. Gelenler 600 kişiydiler. Duydukları bu haberin doğruluğunu öğrenmek için, Medine’ye birkaç kişilik bir kurul gönderdiler. Bunlar, Medine’de Hz. Ali, Talha ve Zübeyr’den başka, Hz. Muhammet’in eşleri ve kentin ileri gelenleriyle görüştüler. Hac amacıyla geldiklerini, ayrıca halka kötü davranan memurların görevlerinden alınmaları için başvuracaklarını, arkadaşlarının da Medine’ye girmelerine izin verilmesini söylüyorlardı. Talha ve Zübeyr söylenenlere inanmadılar. Ayaklananlar, kötü amaçlarının ortaya çıktığını görünce Medine’nin dışında bekleyen arkadaşlarının yanına döndüler.

Aralarında yeniden bir görüşme yaptıktan sonra, Mısırlıların Hz. Ali’ye. Basralıların Talha’ya ve Kulelilerin ise Zübeyr’e baş vurarak, kabul ederlerse Hz. Osman’ın yerine kendilerini Halife seçeceklerini söyleme kararını aldılar. Teklif aynı anda üçüne birden yapılacak ve onların iktidar tutkuları kamçılanarak, düşmanlarını parçalayıp güçsüz düşüreceklerdi.

Hz. Ali olup bitenlerden kuşkulandığı için, Medine’de asker toplamış, oğulları Hasan ve Hüseyin’i de Hz. Osman’ı korumakla görevlendirmişti. Kendisi de Medine dışında karargâh kurmuştu. Burada Mısırlıların.temsilcileriyle görüşen Hz. Ali, teklifi öğrenince öfkelendi, hepsini kovdu. Öteki asi kurulları da Talha ve Zübeyr’den aynı karşılığı alınca, gidiyormuş gibi yaptılar. Bunun üzerine Hz. Ali, askerleriyle Medine’ye döndü.

Fakat ayaklananlar birdenbire geri dönerek saldırıya geçmişler ve güvenlik tedbirlerinin kaldırıldığı Medine’ye girmişlerdi. Kendilerine karşı koyanların öldürüleceğini, halka hiç bir kötülüklerinin dokunmayacağını açıklayan isyancılar, Hz. Osman’ın gönderdiği kişilerin öğütlerini dinlemediler. Daha sonra Medine’nin ileri gelen kişileriyle ayaklananların yanına giden Hz. Ali:

“Gitmeye karar vermişken niçin geri döndünüz?” diye sordu.

İsyancılar, Hz. Ali’ye amaçlarının Hz. Osman’ı Halife’likten düşürmek olduğunu söylediler. Hz. Osman’ı tutanlar, isyancılarla çarpışmak için ondan izin istediler. Fakat Hz. Osman, kendisinin yüzünden Müslüman kanı akıtmasından yana olmadığından, onlara bu izni vermedi.

İsyancılar Medine’ye yerleşmişlerdi. Hz. Osman ise. sanki hiç bir şey olmamış gibi imamlık görevine devam ediyordu. Ona karşı olanlar da arkasında namaz kılıyorlardı. Bir cuma namazında Hz. Osman minberden, isyancılara seslenerek:

“Sizler lanetlenmiş kişilersiniz. Gelin asilikten vazgeçin, lanetlenmiş olmayın!..” dedi. Camide bulunanlardan birkaç kişi de onun bu sözlerini onayladılar. Buna çok kızan asiler, halkı taşa tuttular. Atılan taşlardan biri de Hz. Osman’ın başına geldi ve bayılmasına yo! açtı.

Vilâyetlerde, Medine’deki karışıklıklar öğrenilince, Hz. Osman’ı kurtarmak için hazırlıklar başladı. Şam’dan, Kûfe’den ve Basra’dan ona bağlı birlikler hızla Medine’ye doğru ilerlemeye başladılar. Tehlike içinde olduklarını anlayan isyancılar, işi çabucak bitirmek için Hz. Osman’ı öldürmeye karar verdiler.

Hz. Ali isyancıların kararını öğrenince, oğulları Hasan ve Hüseyin’i yeniden Hz. Osman’ı korumakla görevlendirdi. Talha, Zübeyr ve öteki seçkin kişiler de oğullarını Hz. Osman’ın yanına gönderdiler, öte yandan isyancıların Hz. Osman’ı öldürmeye iyice kararlı olduklarını gören Hz. Ali onlara:

“Kılıçlarınızı sıyırmayın; sıyırırsanız bir daha kınına koyamazsınız! Unutmayınız ki, Medine’yi koruyan meleklerdir. Eğer onu öldürürseniz, melekler Medine’yi bırakıp giderler! Bir Halife öldürülürce, 30 bin insan öldürülmüş sayılır.” diye onlara öğüt verdi fakat bu sözlerinin bir etkisi olmadı.

İsyancılar bir gün saldırıya geçip Hz. Osman’ın evini ok yağmuruna tuttular. Atılan oklardan, Hz. Ali’nin oğlu Hasan’la, Talha’nın oğlu Muhammet yaralandı. İsyancılar, ok atarak bir sonuç alamayacaklarını anlayınca, bitişik evin duvarını delerek Hz. Osman’ın evine girdiler.

Bu sıralarda Hz. Osman 82 yaşındaydı. Bir gece önce düşünde Hz. Muhammet’i görmüş ve Peygamber ona:

“Yarın akşam iftarı bizim yanımızda yapacaksın…” demişti.

Delik duvardan içeri giren isyancılar, Hz. Osman’ı oruçlu ağzıyla Kur’an-ı Kerim okurken buldular. Muhammet bin Ebubekir, Hz. Osman’ın sakalından tutarak:

“Şimdi seni elimden hiç kimse alamaz!..” diye bağırdı.

Hz. Osman, Muhammet bin Ebubekir’in yüzüne bakarak yavaş bir sesle:

“Baban bu halini görse, ne kadar utanır, ne kadar üzülürdü…” deyince, Ebubekir utancından kaçtı. Geriye kalan üç suikastçıdan biri kılıcını çekerek Hz. Osman’a doğru salladı. Eşinin yanında bulunan Naile Hatun, Hz. Osman’ı korumak için kollarını siper etmek isteyince parmakları doğrandı. Bu sefer öbür iki suikastçı Halife’ye saldırdı. Biri kılıcını Hz. Osman’ın göğsüne saplarken, öteki de boğazına sarıldı. Az sonra, Hz. Osman kanlar içinde, cansız yerde yatıyordu. Hz. Osman’ın kanı, okumakta olduğu Kur’an’ın üzerine sıçramıştı.

Naile Hatun’un bağırışı üzerine koşan kölelerden biri, suikastçilerden ikisini öldürdü, üçüncüsü kaçmayı başarabildi. Kapıda nöbet bekleyenler de içeriden gelen gürültüleri duyunca, odaya girmişler, fakat geç kaldıklarını görmüşlerdi.

İsyancılar iki gün Medine’ye egemen oldular. Korkusundan kimse sokağa çıkamıyordu. Hz. Osman’ın cesedi iki gün olduğu yerde kaldı. Sonunda Hz. Ali. Hz. Osman’ın gömülmesi için harekete geçti. Ölüyü taşlamak isteyen isyancıları dağıttı. Hz. Osman’ın cenazesi, Medinelilerden ancak 20 kişi tarafından kaldırılarak gömüldü.

Hz. Osman’ın Kur’an-ı Kerim üzerine sıçrayan kanı hiç bir zaman kurumadı. Müslümanlar arasındaki savaşın başlangıcı oldu. Yüzyıllarca, sanki bu kanın kurumasını önlemek istercesine, mezhep kavgalarıyla Müslümanlar birbirlerinin kanını akıtıp durdular.

Popularity: 1% [?]

12
Temmuz

Cezayir’deki Fransız Vahşeti

Yazan: Ümit  |  Kategori: Tarih Dersi  |  Okunma: 17 views

Cezayir 1830′dan 1962′ye kadar yani toplam 132 yıl süreyle Fransa’nın işgalinde kaldı. Bu süre içinde Cezayir halkı da kesintili olarak bağımsızlık savaşları verdi. En şiddetli savaş ise 1954-1962 arasında gerçekleştirilen büyük bağımsızlık savaşıdır. Bu süre içinde Fransız işgalciler 1,5 (bir buçuk) milyon Cezayirliyi hunharca şehit etmişlerdir. Fakat Fransa’nın Afrika’da gerçekleştirdiği tek katliam Cezayir katliamı değildir. Fransa hemen hemen girdiği tüm Afrika ülkelerinde benzer katliamlar gerçekleştirmiştir. Öldürülenlerin sayısı belki farklıdır ama hepsinde de aynı vahşet ruhunun etkin olduğunu görüyoruz. Üstelik bu katliamlar Ortaçağ’ın karanlık zihniyetiyle değil 20. yüzyılın yani modern çağın modernist felsefesiyle, insan hakları, uluslararası hukuk gibi kavramların bütün dünya kamuoyunun literatürüne girdiği bir dönemde gerçekleştirilmiştir. Biz de bu araştırmamızda başta Cezayir katliamı olmak üzere, Fransa’nın muhtelif Afrika ülkelerinde gerçekleştirdiği katliamlar hakkında birtakım özet bilgiler vereceğiz.
Fransa’nın Cezayir İşgali

Fransa’nın Cezayir’e yönelik işgal amaçlı saldırıları 1827′de başlamıştır. Fakat saldırıların başlamasıyla ilgili gelişmeler oldukça ilgi çekici ve düşündürücüdür. O tarihte Cezayir, Osmanlı Devleti’ne bağlı bir eyalet durumundaydı ve başında da aslen İzmirli olan Dayı Hüseyin Paşa bulunuyordu. Fakat Osmanlı Devleti’nde baş gösteren zayıflama Cezayir’i de Fransa karşısında zayıf duruma düşürmeye başlamıştı. O sıralarda Fransa hükümeti, Bacri ve Busnak adlı Cezayirli iki yahudiden 5 milyon Frank ve bir miktar hububat borç almıştı. Fransa krallık idaresine geçince yeni yönetim bu borçları tanımakla birlikte ödemeyi durdurdu. Bunun üzerine söz konusu iki yahudi alacaklarının tahsili için Dayı Hüseyin Paşa’yı devreye soktular. Hüseyin Paşa da tebaasından olan bu iki kişinin alacaklarını tahsil için harekete geçti ve bazı Fransız gemilerine el koydu. 29 Nisan 1827 tarihinde bu borçların tartışıldığı sırada Dayı Hüseyin Paşa, Fransız konsolosu Pierre Deval’in yüzüne elindeki yelpazeyle vurdu. Fransa da bu olayı savaş ilanı kabul ederek 16 Haziran 1827′de askeri harekatı başlattı. Aslında Fransa böyle bir harekat için söz konusu olaydan önce hazırlığını yapmıştı. Bu ilk harekattan sonra Cezayir’in sahillerini abluka altına aldı.
O sıralarda Yunanistan işgaliyle uğraşan İstanbul yönetimi (Babıali) ise olaylara müdahale etme imkanından yoksundu. Bu yüzden diplomatik yollardan meselenin çözümü için uğraş veriyordu. Ama Fransa avantajlı durumunu değerlendirerek işgal planını gerçekleştirmek istiyordu. Fransa, İngiltere ve Rusya’yla da işbirliği yaparak 20 Ekim 1827′de Navarin’deki Osmanlı donanmasını yaktı. Bu olaydan kısa bir süre sonra 1828-29 Osmanlı-Rus Savaşı başladığından Cezayir, Fransa karşısında iyice yalnız kaldı. Bu duruma rağmen yine de Fransa, Cezayir’i kısa sürede işgal edemedi. 14 Haziran 1830′da General Bourmont komutasında yeni bir donanma ve 37.000 kişilik takviye birlik gönderdi. Bu takviye güçlerle 5 Temmuz 1830′da başkent Cezayir’i işgal edebildi. Fakat o sırada meşhur Emir Abdülkadir komutasında bir gerilla savaşı başlatıldığından Fransa, Cezayir’in tümünü ele geçiremedi. Emir Abdülkadir’in işgal kuvvetlerine karşı direnişi 1947′ye kadar sürdü ve Fransa’nın ülkenin tümü üzerinde hakimiyet sağlaması da ancak bu direnişin sona ermesinden sonra gerçekleşti.
Fransa Sultasındaki Cezayir

Fransa, 22 Temmuz 1834′te Fransız Kuzey Afrika Genel Valiliği’ni kurdu. Bu genel valiliğin işi daha çok ülkedeki sömürge yönetimini güçlendirme amacıyla ülkenin batısında Emir Abdülkadir liderliğinde, doğusunda da Ahmed Bey’in liderliğinde bağımsızlık savaşı veren gerilla güçleriyle uğraşmak oldu. 1847′ye kadar süren bu savaşta işgal güçleri epey kayıp verdiler.
Fransız işgal güçleri Cezayir halkının direnişini kırmak ve bağımsızlık yanlısı direnişe destek vermesini engellemek amacıyla askeri, siyasi, dini, kültürel ve ekonomik her baskı yolunu denediler. Kültürel yönden halkın Müslüman ve Arap kimliğini yok etmek amacıyla baskı yaptı, Arapça ve Berberice yerine Fransızca’yı hakim kılmak için uğraştılar. Dini yönden Müslümanlığın yerine hıristiyanlığı hakim kılmak için yoğun bir misyonerlik faaliyeti başlattı ve bu amaçla baskı uygulamalarına başladılar. İşgale karşı direnen kabilelerin arazilerine el koymak suretiyle ekonomik baskı metotlarına başvurdular. Halka hizmet veren vakıflara ait gayri menkullere el koymaya başladılar. Ülkenin en güzel bölgelerinde sömürge yerleşim birimleri oluşturdu ve buralara Avrupalıları getirtip yerleştirdiler. Avrupa’dan göçü teşvik amacıyla da yerli kabilelerden zorla gasp edilen araziler göçmenlere bedava dağıtıldı. 1841-1850 yılları arasında yerli ahaliden gasp edilen 115 bin hektar arazi Avrupalı göçmenlere bedava dağıtılmıştır. 1930′da ise bu şekilde Avrupalı göçmenlere dağıtılan arazinin miktarı 2 milyon 345 bin hektarı (23 milyon 450 bin dönümü) bulmuştur. Bu teşvikler yüzünden de Avrupa’dan göçte göze batar bir artış gerçekleşmiştir.
Despotik Bir Yönetim

Fransa, Cezayir’i işgal ettikten sonra ülkenin yerli halkını yönetmek amacıyla “Arap Büroları” adı verilen askeri merkezler oluşturdu. Bu merkezler zulüm ve baskı anlayışına göre teşekkül etmişti. Bu yönetim biçimi 1870 yılına kadar devam etti. Tamamen işgal güçlerinin kontrolünde olan bu merkezler bir bakıma ülkede sıkıyönetimi hakim kılan askeri merkezler durumundaydı.
1870′te sivil yönetime geçildi ve Cezayir, Fransa İçişleri Bakanlığı’na bağlandı. Bu gelişmeden sonra 1871′de Muhammed el-Mukrani’nin etrafında toplanan 200 kadar kabile ülkenin tamamına yayılan bir ayaklanma başlattı. 1881′de Sidi Şeyh liderliğinde ikinci bir ayaklanma gerçekleştirildi. Fransa sömürge yönetimi her iki işgali bastırmak için de ülkenin her tarafını kan gölüne çevirdi ve binlerce insanı vahşice katlettiler. İkinci ayaklanma 1884′te bastırılabilmiştir ve bu üç yıllık süre içinde çok sayıda insan katledilmiştir. Bu isyan bahane edilerek ülkedeki tüm yargı mekanizması askıya alınmış ve “Yerli Kanunu” adı verilen zulüm kanunları uygulamaya geçirilmiştir. Bu kanunların uygulaması 1919′a kadar sürdürüldü. Bu kanunlar Fransızlara özel bir ayrıcalık tanırken Cezayirlileri bütün insan haklarından mahrum ediyordu. Yani bu kanunlara dayalı olarak Amerika’dakine benzer şekilde bir tür ırk ayrımı politikası uygulanıyordu. Bu politika Cezayirlileri aynı zamanda ekonomik yönden de zor duruma sokuyordu. Onlardan ağır vergiler alarak işgal yönetiminin tüm giderlerini onlardan alınan vergilerle karşılıyordu. Bu uygulama çok sayıda Cezayirliyi ülkelerini terk etmeye zorlamıştır.
Vahşete Karşı Başkaldırı

Fransa’nın uyguladığı baskı politikası Avrupa’dan getirtilen göçmenlerle işgal yönetimiyle işbirliği içindeki küçük bir azınlık dışında bütün Cezayir halkını ikinci sınıf vatandaş durumuna sokmuştur. Bu muamele yüzünden ülkenin asıl sahibi durumundaki kalabalık kitleler fakirleştirilmiş, oldukça büyük sıkıntılarla karşı karşıya bırakılmıştır. İşte bu vahşet uygulamaları ülke halkının sürekli tepkilerine, protestolarına sebep oluyordu. Ancak Fransa’nın ülkeye hakim kıldığı despotik yönetim bütün tepkileri insanlık dışı metotlarla susturuyordu. Ayrıca uygulanan özel metotlarla ülkedeki kabile düzenlerinin bozulmasına ve böylece halkın birlikte hareket etmesinin engellenmesine çalışılıyordu. Bütün bu olumsuzluklara rağmen yine Cezayir halkı işgale boyun eğmek istemediğini çeşitli şekillerde belli ediyordu.
Cezayirliler işgale karşı tepkilerini ortaya koymak için zaman zaman muhtelif sivil teşkilatlar kurdular. Fakat bu teşkilatlar genellikle kısa ömürlü oldu. Çünkü Cezayir bu teşkilatların işgale karşı tehdit oluşturabilecekleri kanaatine varınca hemen kapatıyordu. Fakat bunların içinde Abdülhamid bin Badis’in önderliğinde 1931′de kurulan Müslüman Alimler Cemiyeti (Cemiyetu’l-Ulemai’l-Muslimin)’nin büyük bir etkisi oldu. Bu hareket ülkede bir milli kültür hareketi ve Cezayir halkını Avrupalılarla eşit haklara sahip hale getirmek için mücadele başlattı. Fakat ne yazık ki Bin Badis’in 1940′ta vefat etmesi üzerine bu hareket de dağıldı. Bununla birlikte II. Dünya Savaşı esnasında ve sonrasında ortaya çıkan hava Cezayir halkındaki bağımsızlık ruhunun daha da canlanmasına sebep oldu. II. Dünya Savaşı’nın bitmesinden sonra 5 Ağustos 1945′te Cezayir’de gerçekleştirilen törenlere katılanların Cezayir bayrağı taşımaları ülkedeki işgal kuvvetlerini kızdırdı. Bu olay üzerine işgal kuvvetleri bir silahlı saldırı gerçekleştirdiler ve Cezayir kaynaklarına göre en az 45 bin kişi hayatını kaybetti. Olaydan sonra bağımsızlık yanlısı liderlerden Mesali el-Hac başta olmak üzere pek çok kişi de tutuklandı. Siyasi teşkilatların da tümü kapatıldı. İşte bu gelişmeler Cezayir halkındaki tepkinin daha da artmasına sebep oldu. Bu tepki ülkede gizli bir bağımsızlık yanlısı örgütlenmenin oluşmasına da yol açtı. Yani henüz fiili direnişe geçmeyen bir milli hareket ortaya çıktı. Bu durumu gören Fransa 1947′de bazı iyileştirmeler yaptıysa da bu çok fazla bir değişiklik getirmedi.
Bağımsızlık Savaşının Hazırlıkları

1948-52 yılları arası Cezayir’de işgale karşı ayaklanmaya hazırlık yılları oldu. Bu amaçla Mesali el-Hac’ın önderliğinde kurulmuş olan Özgürlük ve Demokrasi İçin Zafer Hareketi (Hareketu’l-İntisar li’l-Hurriye ve’d-Dimukratiyye) adlı örgüt bünyesinde faaliyetler yürütüldü. Bu örgüte bağlı olarak Özel Teşkilat (el-Munazzamatu’l-Hassa) adı verilen gizli bir oluşum bünyesinde de faaliyet yürütülüyordu. 1954′te bu teşkilat lağvedilerek yerine Birlik ve Çalışma İçin Devrimci Komite Teşkilatı oluşturuldu. Bu teşkilat ülkeyi altı askeri eyalete bölerek her birine oradaki ayaklanmayı idare edecek bir kumandan tayin etti.
Ve Ayaklanma

Gereken hazırlıklar yapıldıktan sonra 1 Kasım 1954′te bir bildiriyle halk silahlı ayaklanmaya çağrıldı ve işgale karşı silahlı mücadele başlatıldı. Önce Avles ve Kabiliye’de başlatılan silahlı mücadele çok kısa sürede bütün ülkeyi kuşattı. Ayaklanmanın merkezileştirilmesi amacıyla Ulusal Kurtuluş Ordusu adında bir teşkilat oluşturuldu. Birlik ve Eylem İçin Devrimci Komite Teşkilatı (CRUA) da bu silahlı teşkilatın siyasi oluşumu haline geldi. Bunun yanı sıra ayaklanmanın siyasi ve askeri boyutunu organize etme amacıyla Ulusal Kurtuluş Cephesi (FLN) ve Ulusal Kurtuluş Ordusu (ALN) kuruldu. Birlik ve Eylem İçin Devrimci Komite Teşkilatı (CRUA) da Ulusal Kurtuluş Cephesi’ne iltihak etti.
Ayaklanmanın başlamasıyla birlikte özellikle kırsal bölgelerdeki Cezayirliler kitleler halinde gerilla birliklerine katıldı. Ulusal Kurtuluş Cephesi kendisi için sömürge sisteminin kaldırılması, bağımsız Cezayir’in kurulması, inançlara ve insan haklarına saygı ve geniş bir toprak reformu gibi hedefler belirlemişti. Kısa zamanda halkın desteğini almakta gecikmedi. Fakat Ulusal Kurtuluş Cephesi homojen bir yapıya sahip olmadığından farklı görüşlerden insanlar bu cephenin içinde temsil ediliyordu.
Fransa bu ayaklanmayı bastırabilmek için tam anlamıyla bir vahşet sergiledi. 28 Ağustos 1955 tarihinde olağanüstü hal ilan edildi. Artık Cezayir’in her tarafında oluk oluk kan akıyordu. Çünkü Fransız işgal kuvvetleri haksız bir şekilde işgal etmiş oldukları Cezayir toprakları üzerindeki hakimiyetlerini sürdürebilmek için her yola başvuruyor, halkın direnişini kırmak için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlardı.
Fransızlar, Cezayirli gerillalara karşı hava saldırılarına ağırlık veriyordu. Bu yüzden Fransız saldırı güçleri daha çok “Fransız Paraşütçüleri” olarak ün salmışlardı. Bu paraşütçülerin çoğu eski Fransız sömürgesi Vietnam’dan getirilmiş tecrübeli saldırı timleriydi. Vietnam’da aldıkları yenilginin ezikliğini Cezayirli gerilla güçleri karşısında telafi etmeye çalışıyor ve aynı zamanda oradaki yenilginin acısını da çıkarmaya çalışıyorlardı. Bu yüzden saldırılarında tam bir vahşet sergiliyorlardı. Saldırılarında sadece gerilla güçlerini değil sivilleri de hedef alıyorlardı. Hatta caydırıcı olması için daha çok insan kaybına sebep olmak amacıyla kalabalık yerleşim merkezlerini birinci hedef olarak seçiyorlardı. Bunun yanı sıra Cezayirlileri direnişten vazgeçirmek amacıyla yakaladıkları kişileri uçaklardan aşağıya atıyorlardı. Bununla diğerlerine: “Eğer ayaklanmaya son vermezseniz sizin de başınıza gelecek olan budur!” mesajını vermeye çalışıyorlardı.
Fransız işgal güçleri tabii ki sadece hava saldırılarıyla yetinmediler. Donanma ve kara kuvvetleri de tüm Cezayir topraklarını saran bu ayaklanmaya karşı harekete geçirildi. Fransız işgal güçleri bir yandan bu vahşi saldırıları sürdürürken bir yandan da Cezayir’e askeri ve ekonomik yardım gelmesini önlemek amacıyla Batı Akdeniz bölgesinde Ortaçağ dönemlerinde yaygın olan deniz korsanlığına benzer bir faaliyet başlattı.
Cezayir Bağımsızlığına Karşı Fransa-İsrail İşbirliği

İsrail, 1954 yılındaki ayaklanmadan önce de Cezayir’deki gelişmeleri çok yakından izliyordu. Özellikle MOSSAD, Cezayir’de gelişen bağımsızlık hareketini yakın takibe almıştı. Ayaklanma ile birlikte de İsrail, Fransız sömürge yönetimine aktif destek vermeye başladı. İsrailli askeri uzmanlar, gerilla savaşı konusunda tecrübesiz olan Fransız birliklerine özellikle de gerilla savaşında helikopter kullanımı konusunda eğitim verdiler. S. Steven’in yazdığı The Sypmasters of Israel adlı kitabında bildirdiğine göre, Fransız birliklerini eğitmek için iki İsrailli general Cezayir’e gitmişti. Bu iki general de oldukça tanıdık isimlerdi: İzak Rabin ve Haim Herzog, yani İsrail’in eski başbakanı ve eski cumhurbaşkanı.
Crosbie, The Tacit Alliance adlı kitabında Cezayir ayaklanması boyunca Fransa ve İsrail’in tam bir “ittifak” kurduklarına dikkat çekmiştir.
Ayaklanmanın son dönemlerinde de İsrail’in Fransızlara verdiği büyük destek sürdü. İsrail, Fransızların kurmaya çalıştığı “kontrgerilla” örgütü OAS’ye de büyük yardımlarda bulunmuştu. Hallahmi: “1961 ve 1962′de İsrail’in, Cezayir’de Fransız kontrolü sağlamaya çalışan Fransız yerlilerinin aşırı sağcı örgütü olan Fransız OAS (Organisation de l’Armée Secrét: Gizli Ordu Örgütü) hareketini desteklediğine dair birçok rapor vardır” diyor. Cezayir tam bağımsızlığını kazanıp, Birleşmiş Milletler’e katıldığında da sadece İsrail, Cezayir’in kabulü aleyhinde oy kullanmıştı.
İnsanlar Kitleler Halinde Öldürüldü

Cezayir’de 1 Kasım 1954′te başlayan ayaklanma 19 Mart 1962′de ilan edilen ateşkese kadar devam etti. Yani yaklaşık yedi buçuk yıl. Gün olarak ise toplam 2694 gün. Bu süre içinde bir buçuk milyon Cezayirli şehit edildi. Yani savaş süresince günde ortalama 557 Cezayirli hunharca katledildi. Bu rakam Cezayir’deki Fransız katliamının ne kadar vahşice, ne kadar hunharca olduğunu apaçık bir şekilde gözler önüne sermektedir. Ölü sayısının bu kadar fazla olmasının sebebi yukarıda da ifade ettiğimiz üzere saldırılarda özellikle kalabalık kitlelerin hedef seçilmesiydi.
Tarihi bilgilere göre Cezayir’in bağımsızlık mücadelesi verdiği dönemde nüfusu 8-10 milyon civarındaydı. Buna göre Fransız işgal kuvvetleri ülkedeki nüfusun % 15′ini öldürmüşlerdi. Yani her 6,6 kişiden 1 kişi 7,5 yıl süren bir bağımsızlık savaşı esnasında öldürülmüştü. Bu ise her aileden en az bir kişinin hayatını kaybetmesi anlamına geliyordu. Bu ise apaçık bir soykırım niteliği taşıyordu.
Fransız vahşetinden ülkeye yerleştirilen bazı Fransızlar da nasiplerini almışlardı. Başkent Cezayir’in Babu’l-Oueyd semtine yerleştirilen Fransız kökenliler işgal yönetiminin tutumuna itiraz ettiklerinden ve Cezayir’deki halka Fransa’daki halka tanınan hakların aynısının tanınmasını istediklerinden dolayı işgal kuvvetlerinin hışmına uğradılar. Ünlü general Charles de Gaulle’ün emriyle Babu’l-Oueyd’e giren Fransız işgal kuvvetleri burada ikamet eden birçok Fransızı öldürdüler.
Her Şeye Rağmen İstiklal

Fransız işgal kuvvetlerinin sergilediği onca vahşete rağmen Cezayir halkı istiklalini elde etmekte kararlıydı. Çünkü ölümden kaçarak işgalin gölgesinde yaşamayı kabul etmesi durumunda maruz kaldığı baskı, şiddet ve zilletin artacağını biliyordu. Bu yüzden kararlılıkla direnişini sürdürdü.
Ulusal Kurtuluş Cephesi, 19 Eylül 1958′de Mısır’ın başkenti Kahire’de Ferhad Abbas’ın başkanlığında Geçici Cezayir Hükümeti’ni kurdu. Bu hükümet önce Kahire’de sonra Tunus’ta faaliyetlerini yürüttü. Cezayir halkının bu kararlı mücadelesi dünyada geniş yankı buldu. Bu yüzden Arap ülkelerinin tamamı ve bazı Asya ve Afrika ülkeleri Geçici Cezayir Hükümeti’ni tanıdı. Ancak Batı’da bu hükümeti tanıyan herhangi bir ülke çıkmadı. Fakat bu duruma rağmen Fransa, Cezayir halkının kararlı mücadelesi karşısında çok uzun süre dayanamayacağını anlamaya başlamıştı. Bu yüzden General De Gaulle, Cezayirlilere bazı haklar tanıdı. Ama bu, Cezayir’in tam bağımsız olması için savaşan Ulusal Kurtuluş Ordusu’nu tatmin etmedi. De Gaulle, 16 Eylül 1959′da Birleşmiş Milletler’de yaptığı konuşmada Cezayir halkına kendi geleceğini belirleme hakkı tanınacağını açıkladı. Bu arada Afrika’daki diğer Fransız sömürgeleri de birer birer bağımsızlıklarını elde ediyorlardı. Dolayısıyla Fransa, Cezayir’i daha uzun süre elde tutamayacağını anladı. Dünya kamuoyunda da Fransa’ya karşı ve Cezayir halkının lehine bir hava oluşmuştu. Sonuçta Fransa, 14 Haziran 1960 tarihinde Cezayir bağımsızlık savaşının liderleriyle görüşme masasına oturmaya hazır olduğunu açıklama ihtiyacı duydu. Bu açıklamanın üzerinden 10 gün geçtikten sonra 25 Haziran 1960 tarihinde Fransa’nın Melun şehrinde görüşmeler başlatıldı. Bu görüşmelerden bir sonuç çıkmayınca Cezayir’de yeniden toplu direniş eylemleri gerçekleştirildi. Bunun üzerine Fransa yaklaşık bir yıl sonra 20 Mayıs 1961 tarihinde görüşmeleri tekrar başlattı. Yürütülen görüşmeler 18 Mart 1962′de Evianles-Bains Anlaşması’yla sonuca bağlandı ve Cezayir Ulusal Kurtuluş Cephesi (FLN) 19 Mart 1962′de ateşkes ilan etti. Söz konusu anlaşmaya göre yapılacak bir referandumda halkın onaylaması şartıyla Fransa, Cezayir’in bağımsızlığını tanıyacak ve Messu’l-Kebir’deki deniz üssü haricinde tüm askeri güçlerini üç yıl içinde geri çekecekti. 1 Temmuz 1962′de gerçekleştirilen referandumda halkın % 91′i bağımsızlık lehinde oy kullandı ve böylece Cezayir, resmen bağımsız bir devlet kimliği kazanmış oldu. Bağımsızlık aleyhine oy kullananlar ise Fransa’dan getirtilip bu ülkeye yerleştirilenlerle, onlarla iş birliği içindeki küçük bir azınlıktı.
Türkiye’nin Yanlış Politikası

Cezayir’de bağımsızlık savaşının sürdüğü sıralarda Türkiye hükümeti her ne kadar bu ülkedeki Müslüman halka kısmen gizli yollardan yardım yaptıysa da siyasi platformda genellikle Fransa’nın yanında yer almayı tercih etti. Bu yüzden Kahire’de kuruluşunu ilan eden Geçici Cezayir Hükümeti’ni resmen tanımadı. BM nezdinde meseleyle ilgili birtakım oylamalarda Fransa’nın yanında yer almayı tercih etti. Bunda Türkiye’nin NATO üyesi bir ülke olması ve Fransa’yla ilişkilerin zarar görmemesi amacı gerekçe olarak kullanıldı. Ancak bugün yaşadığımız gerçekler, haklının ve mazlumun yanında yer almanın uzun vadede daha büyük yararlar sağladığı gerçeğini teyit etmektedir. Türkiye’nin dün Cezayir karşısında Fransa’nın yanında yer almasına rağmen Fransa’nın bugün tarihi gerçekleri araştırma ve Türkiye’nin bu konudaki gerekçelerini inceleme gereği bile duymadan Ermeni soykırımıyla ilgili iddiaları kanun koruması altına aldığını görüyoruz.
Bu olay dolaylı olarak bize Filistin gerçeğini de hatırlatmaktadır. Dün Fransa’nın Cezayir topraklarını işgal ettiği gibi bugün de siyonist işgalciler Filistinlilerin vatanlarını zorla gasp ederek kendilerini ya vatanlarını tümüyle terk etmeye ya da kendi öz vatanlarında mağdur ve aşağılanmış bir halde yaşamaya zorlamaktadırlar. Türkiye’deki yönetim ise bu olayda da mazlumun yanında yer almak yerine birtakım çıkar hesaplarını gerekçe göstererek işgal güçlerinin yanında yer almayı tercih etmektedir. Oysa kendi geçmişinde de büyük bir Kurtuluş Savaşı bulunan Türkiye’ye işgalcinin ve gaspçının değil haklının ve mazlumun yanında yer almak yakışır. Ayrıca Fransa-Cezayir tecrübesinden de ibret alınması, bağımsızlık davasında ısrarlı olan Filistin halkıyla kurulacak ilişkiler konusunda uzun vadeli hesaplar yapılması gerekir. Bunun yanı sıra işgalci siyonist devletinin tıynetinin Fransa’nın tıynetinden hiç de farklı olmadığı hatta daha da fena olduğu hesaba katılmalı. Hatta bugün Amerika’da ve çeşitli Avrupa ülkelerinde “Ermeni soykırımı iddiaları” kullanılarak Türkiye aleyhine yürütülen siyasi faaliyetlerde bu ülkelerdeki siyonist lobilerin de önemli rol oynadıkları dikkatlerden kaçırılmamalı. İngiltere’deki son holokost toplantısının gündemine Ermeni soykırımıyla ilgili iddiaların da alınması bu gerçeği kısmen gün yüzüne çıkarmıştır. Bu itibarla Türkiye’nin dış politikasında kısa vadeli çıkar hesapları yerine kalıcı ve uzun vadeli hesaplar yapması gerekir

Popularity: 1% [?]

12
Temmuz

Fomenko’nun Yeni Kronolojisi

Yazan: Ümit  |  Kategori: Tarih Dersi  |  Okunma: 26 views

RUSYA’da, tarih kavramına yeni yaklaşımlar getiren bir grup bilimadamı, Mısır piramitlerinin Türkler tarafından yaptırıldığını ileri sürüyor.
Moscow News dergisinin son sayısında yer alan habere göre, bu akımın öncülüğünü yapan Anatoliy Timofeeviç Fomenko, aslında tarihçi değil, matematikçi. Dergi, Fomenko’nun ortaya tezlerin pek çok tarihçi tarafından ciddiye alınmadığını, ancak bu bilimadamının, kitapları ABD’den Avusturalya’ya kadar pek çok okulda okutulan dünyaca ünlü bir matematikçi olmasının, görüşlerinin en azından tartışılmaya değer bulunduğunu belirtiyor.
Fomenko grubunun temel tezi, günümüzde “gerçek” diye bilinen tarihi olaylarla kişilerin aslında düş ürünü olduğu varsayımına dayanıyor. Bu tez, Sezar’dan Büyük İskender’e tarihteki çok sayıda kahramanla onların döneminde geçtiği sanılan olayların başka kişilerle başka olayların “karbon kopyaları” olduğunu ileri sürüyor. Fomenko, olaylar ve kişilerle ilgili ayrıntılı bilgiler edinilen tarihi belgelerin ait oldukları dönemin belirlenmesinde kullanılan “karbon 14″ yöntemini de güvenilir bulmuyor. Grup üyeleri, binlerce tarihi belgeyi içeren araştırmaları sırasında, ayrı zaman dilimlerinde birbirine çok benzeyen olaylarla karşılaşıyor ve bunları ” tek bir doğru”nun uzantıları olarak yorumluyor.
Rus matematikçinin, “İmparatorluk” kitabında ortaya koyduğu ilginç görüşlerden biri de, Ruslar’ın kökeniyle ilgili. Fomenko, aslında Ruslar’la Mogollar’ın aynı ırktan geldiğini savunuyor. Fomenko, Türkler’le Ruslar’ın uzun süre Avupa ve Afrika’yı birlikte yönettiğini, Mısır piramitlerinin de bu imparatorluk döneminde yapıldığını ileri sürüyor. Peki, bu kadar önemli” gerçek”ler neden günümüze aktarılamadı? Fomenko bunu, ” toplumsal unutkanlık”la açıklamaya çalışıyor.
Moscow News, matematiksel yöntemle kronolojiye karşı çıkan Fomenko’nun görüşlerinin daha önce İsaac Newton tarafından da savunulduğunu yazıyor.

Joseph Juste Scaliger (1540-1609)
Fransız “düşünürü”.. İtalyan asıllı..
Cenevre’de Felsefe öğretmeni’ydi. Latin yazarları üstüne incelemeler ve torumlar yayınladı.
Eserleri:
-Opus Novum de Emendatione Temporum, (Reformlar Üstüne Yeni Eser)

“Yeni kronoloji”‘nin başlıca iddiaları:
1. Fransız astrolog I. Skaliger’nin (1540-1609) kronolojisi – yalancı ve bilimsiz.
2. Hazreti İsa yaşadı 1152-1185 ve saltanat sürdü İstanbul’da 1183-1185 yıllarında milattan beri. Hz. İsa ve bizans imparator Andronik Komnin – bir kişi.
3. Hazreti İsa’nın (Andronik’nin) çarmıha geriliş yeri – Beykoz dağı (Hazreti Yuşa Türbesi).
4. Hazreti İsa’nın katli için Yunanlarına Öç – bu ilk haçlı seferi (1202-1204).
5. Romanovlar hanedanı sahte yaptı (tahrif etti) rus tarihi 1775 yılı öncesi.
6. On dokuzuncu yüzyılda Yunanlar, İngilizler ve Fransızlar tamamladılar yazılış Türkiye’nin yalancı tarihi.

Popularity: 2% [?]

12
Temmuz

Almanak 2005

Yazan: Ümit  |  Kategori: Tarih Dersi  |  Okunma: 18 views

Dünyada olup bitenler

* 17 Nisan- Cumhuriyetçi Türk Partisi lideri Mehmet Ali Talat, KKTC’nin 2. Cumhurbaşkanı seçildi.
* 19 Nisan – Katolik Hristiyanların yeni Papa’sı 78 yaşındaki Alman KardinalJoseph Ratzinger oldu. Yeni Papa’nın, 16. Benedict adını kullanacağı belirtildi.
* 6 Mayıs – İngiltere’deki 2005 genel seçimlerinde Tony Blair seçimi üst üste üçüncü kez kazanmayı başaran ilk İşçi Partisi lideri oldu.
* 19 Mayıs – Yıldız Savaşları serisinin son bölümü gösterime girdi.
* 21 Mayıs – Eurovision Şarkı Yarışması’nın Ukrayna’nın başkenti Kiev’de gerçekleşmesi.
* 25 Mayıs – UEFA Şampiyonlar Ligi finalinin İstanbul Atatürk Olimpiyat Stadyumunda gerçekleşmesi.
* 7 Temmuz – Londra’da metroda patlayan bombalar 50 den fazla ölüme neden oldu.
* 8 Ekim – Pakistan’da 7.6 şiddetinde deprem: 40,000′den fazla ölü var.
* 22 Ekim- Eurovision Şarkı Yarışması’nın 50.yıl Şerefine Danimarka’da yarışma yapıldı. Yarışmayı 1974 Birincisi ABBAgurubu kazandı. 2003 birincisi Sertab Erener ise 9. oldu.
* Orijinalindeki gibi hacmen %17 alkol içeren çikolata aromalı Baileys çeşidi piyasaya sürüldü.

Türkiye’de olup bitenler

* 1 Ocak – Yeni Türk Lirası (YTL) tedavüle girdi.
* 6 Ocak – Afyon ilinin adı Afyonkarahisar olarak değiştirildi.
* 24 Şubat – Sabancı Holding , Dupontsa’nın ardından Dusa LLC’deki Dupont hisselerini alarak, toplam 1.5 milyar doları aşan cirosu bulunan iki şirketle, polyester, endüstriyel naylon iplik ve kord bezinde dünya devi oldu.
* 16 Mart – Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü resmen kapandı.
* 17 Mart – Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, “öğrenci affı” olarak bilinen ve üniversitelerle ilişiği kesilen öğrencilere yeni haklar getiren Yükseköğretim Kanununa Geçici Maddeler Eklenmesine Dair Kanun’u onayladı.
* 22 Mayıs – Fenerbahçe en yakın takipçisi Galatasaray’ı 1-0 yenerek sezonun bitimine bir hafta kala şampiyonluğa ulaştı.
* 25 Mayıs – Futbolda 50. UEFA Şampiyonlar Ligi’nde şampiyonluğu, İstanbul’da ilk kez yapılan finalde, İtalyan AC Milan’a penaltılarla 6-5 üstünlük sağlayan İngiliz FC Liverpool,5. kez kazandı.
* 28 Mayıs – Suriye’nin bir füzesi Hatay’ın Kırıkhan ilçesine düştü. Füze SuriyeSuriyeTürkiye Genelkurmay Başkanlığı’na konuyla ilgili bilgi vererek üzüntülerini bildirdi. sınırına 25 kilometre uzaklıkta iki ayrı noktada patlamaya neden oldu. Genelkurmayı,
* 1 Haziran – Yeni Türk Ceza Kanunu yürürlüğe girdi.
* 6 Haziran – Bingöl’ün Karlıova İlçesi’nde 5.7 büyüklüğünde deprem oldu, 46 kişi yaralandı.
* 1 Temmuz – Türk Telekom ihalesinde en yüksek teklifi, 6 milyar 550 milyon dolar ile Oger Telecoms Ortak Girişim Grubu verdi.
* 13 Temmuz – Cep telefonlarının kayıt altına alınmasını da düzenleyen Telsiz Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Resmi Gazete’de yayımlandı.
* 24 Temmuz – Lozan Antlaşması ‘nın 82. yıldönümünün kutlanması amacıyla “Avrupa Lozan-2005 Yürütme Kurulu” anlaşmanın imzalandığı Ouchy Sarayı ile müzakerelerin yapıldığı Bea Rivage Oteli arasındaki caddede miting düzenledi.
* 25 Temmuz – Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’na Tülay Tuğcu seçildi. Tuğcu, Yüksek Mahkeme’nin ilk kadın başkanı oldu.
* 28 Temmuz – Bolu Dağı Tüneli’nde ilk ışık göründü.
* 3 Ağustos – Irak Hava Yolları’nın 14 yıl aradan sonra Bağdat’tan gerçekleştirdiği ilk seferini yapan uçağı İstanbul’a geldi.
* 11 Ağustos – 23. Dünya Üniversite Yaz Spor Oyunları’nın (Universiade) açılış töreni, İzmir Atatürk Stadı’nda, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da katıldığı gösteriyle gerçekleştirildi.
* 11 Eylül – TÜPRAŞ’ın yüzde 51′lik bölümünün özelleştirilmesine ilişkin nihai pazarlık görüşmelerinde en yüksek teklifi 4 milyar 140 milyon dolarla Koç Holding – Shell grubu verdi.
* 12 Eylül – Kütahya’da yeni eğitim-öğretim yılının açılışında, Mustafa Bağdat adlı kişi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı protesto etmeye çalışırken gözaltına alındı.Yapılan kontrolde zanlının poşet içinde taşıdığı ekmeğin içine saklanmış tabanca bulunduğunu bildirdi. Mustafa Bağdat, ertesi gün tutuklandı.
* 16 Eylül 2005 MsXLabs Hi-Tech Forum yayın hayatında
* 26 Eylül – TMSF’nin satışa çıkardığı Star TV’yi 306.5 milyon dolarla en yüksek teklifi veren Doğan Grubu aldı.
* 3 Ekim – Türkiye ile AB arasında katılım müzakereleri başladı.
* 4 Ekim – ERDEMİR’in yüzde 46.12′lik bölümünün özelleştirilmesine ilişkin ihalede en yüksek teklif 2 milyar 770 milyon dolar ile OYAK’tan geldi.
* 1 Kasım – 2005 Şemdinli Olayları.
* 7 Kasım – Fransa’da her yıl en iyi yabancı romana verilen ‘Le Prix Medicis Etranger” ödülünü “Kar” adlı romanıyla Orhan Pamuk aldı.
* 17 Kasım – Mavi Akım Projesi’nin resmi açılış töreni Samsun’da gerçekleştirildi. Açılışa Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, İtalya Başbakanı Silvio BerlusconiRecep Tayyip Erdoğan katıldı. ve Başbakan
* 24 Kasım – “Picasso İstanbul’da” sergisi Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi’nde açıldı. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve eşi de ilerleyen günlerde sergiyi gezdi.
* 13 Aralık – TMSF’nin satışa çıkardığı Telsim, 4 milyar 550 milyon dolarla dünyanın en büyük mobil telekomünikasyon operatörlerinden olan İngiltere’den Vodafone’un şirketi Vodafone Telekomünikasyon A.Ş’ye ihale edildi.

Popularity: 1% [?]

12
Temmuz

Siyasi Tarih

Yazan: Ümit  |  Kategori: Tarih Dersi  |  Okunma: 16 views

Devletleri; devletlerin kuruluşlarını; devletlerin büyüme, gelişme ve değişmelerini; devletlerin yıkılışlarını; devletler arasındaki siyasi ve bir dereceye kadar da ekonomik ilişkileri; uluslararası kuruluşların birbirleriyle veya devletlerle olan ilişkilerini; Devlet veya devletler içindeki insanların, sınıfların ve grupların birbiriyle olan ilişki ve çatışmalarını inceleyen “siyasi” ve “politik” bir kavramdır.
Görüldüğü gibi siyasi tarih, Türkçe’de “siyasi” ve ” politik ” olmak üzere iki kavramı birlikte içermektedir. Bunlardan birincisi, devletlerin kuruluşlarını, geçirdikleri değişiklikleri, gelişmeleri, devlet içindeki insanların, sınıfların, grupların aralarındaki mücadeleleri ve devletlerin genel dünya tarihi ve devletler topluluğu içindeki yer ve önemini inceleyen siyasi tarihtir. Buna İngilizce’de “Political History”, Fransızca’da ise “Histoire Politique” denilmektedir.
İkincisi, bağımsız devletlerin, yani uluslararası sistemin temel birimlerinin birbirleriyle olan ilişkilerinin tarihini inceleyen siyasi tarihtir. Bu, İngilizce’de “Diplomatic History”, Fransızca’da “Histoire Diplomatique” şeklinde ifade edilmektedir.
Siyasi tarihin konusu devletlerin iç siyasi durumları ve devletler arasındaki ilişkiler olduğu için siyasi tarihi de insanlık tarihi ile birlikte başlatmak uygun olur. Ancak dar anlamda “Siyasi Tarih”, 1789 Fransız ihtilali’nden başlatılarak günümüze kadar getirilmektedir. Bunun nedeni; günümüzün sahip olduğu çağdaş medeniyetin devlet hayatı, fikir hayatı ve ekonomi hayatı ile ilgili faktörlerinin bu tarihi dönemle birlikte etkinlik kazanmaya başlamasındandır. Özellikle, dış politika bakımından tüm Avrupa ve hatta dünyayı etkileyen savaşlar ve günümüzdeki devletlerin milli sınırlarım tespit eden ve yeni devletlerin ortaya çıkmasına sebep olan antlaşmalar, 1789 Fransız İhtilalinden sonra yapılmıştır. Bütün bunlar çağdaş siyasi tarihin bu olayla birlikte başlatılmasının sebeplerini teşkil etmektedir.

Popularity: 1% [?]

12
Temmuz

Antik Tarih

Yazan: Ümit  |  Kategori: Tarih Dersi  |  Okunma: 15 views

Antik tarih insanlık tarihinin başlangıcından erken dönem Orta Çağ’a kadarki zaman dilimindeki belirgin kültürel ve siyasi olayları konu alır. Her ne kadar bu bitiş tarihi (erken Orta Çağ) büyük oranda göreceli olsa da, çoğu Batılı akademisyenler Batı Roma İmparatorluğu’nın 476′daki çöküşünü antik Avrupa tarihinin (geleneksel olarak kabul edilmiş) sonu olarak tanımlarlar. Antik tarih için kullanılan bir başka terim de antikitedir (antiquity). Yine de bu terim (antikite) daha çok Antik Yunan ve Antik Roma uygarlıklarını özel olarak tanımlamakta kullanılmaktadır.
Sümer çiviyazısının keşfedilmiş en eski yazım türü olduğuna göre, kayıtlı tarihin süresi yaklaşık 5.000-5.500 yıldır. Genetik delillere göre ise, insanoğlunun ilk ortaya çıkışı yaklaşık 150.000 yıl öncedir. Ayrıca, Homo spaiens`in Afrika’yı yaklaşık 60.000 yıl önce terk ettiğine dair gelişen bir düşünce ve deliller vardır.

Antik Tarihin İncelenmesi

Antik tarihin incelenmesindeki en temel sorun, sadece bir kısmının kayıtlı ve belgelenmiş olması ve bu belgelenmiş kısımından sadece bir bölümünün günümüze ulaşabilmiş olmasıdır. Antik tarihin bitişinden çok sonraya kadar okuryazarlıkkültüre yaygınlaşmamıştır, böylece tarihi yazma fırsatına sahip olmuş insan sayısı azdı. Yazılmış tarihler bile yaygınlaşmamış, dağılamamıştır, zira o dönemlerde matbaa makinesi olmadığı için bir eseri çoğaltmanın tek yolu el ile kopyasını çıkartmaktı. Antik Batı’nın okuryazarlık oranı en yüksek uygarlıklarından olan Roma İmparatorluğu’nun en ünlü ve önemli tarihçilerinden birçoğunun eserlerinin çoğu kayıptır. Örneğing, M.Ö. 1. yüzyılda yaşamış Romalı tarihçi LivyRoma’nın tarihini yazmış ve eserini Ab Urbe Condite (Kentin Buluşundan) koymuştur. Eserin 142 cilt olduğu düşünülmektedir, bugüne sadece 35 cildi ulaşabilmiştir. herhangi bir
Tarihçilerin antik dünyaya dair bilgi edinmelerinin iki ana yolu vardır; arkeoloji ve birincil kaynakların incelenmesi.

Arkeoloji

Arkeoloji, geçmiş medeniyetlerden kalma eserleri bulmak, tarih ve sanat açısından incelemektir. Antik tarihin incelenmesinde, arkeologlar antik kentlerin kalıntılarında kazılar yaparak o dönemlerde insanların yaşayışlarına ve kurdukları uygarlığın özelliklerine dair ipuçları ararlar.

Birincil Kaynaklar

Antik dünya hakkında bilinenlerin çoğu, o dönemlerde yaşayan tarihçilerin çevreleri, geçmişleri ve dönemleri hakkında yazdıklarındandır. Her ne kadar yazarın bakış açısı ve önyargıları eserleri etkilemiş olsa da, onların ilk elden yaptıkları bu izah ve tasvirler antik geçmişi anlamak için büyük önem arz etmektedir.

Tanınmış antik yazarlardan bazıları:

* Herodotus
* Josephus
* Livy
* Polybius
* Suetonius
* Tacitus
* Thucydides
* Sima Qian

Antik Tarihteki Bazı Önemli Uygarlıklar

Avrupa ve Akdeniz

* Antik Mısır
* Antik Yunanistan
* Antik Roma
* Kartaca
* Etrüskler
* Hititler
* Fenike
* İskitler

Doğu Asya

* Antik Çin
* Antik Japonya
* Antik Kore
* Moğollar
* Antik Türkler
* Hunlar

Orta ve Güneybatı Asya

* Antik Hindistan
* Antik İran
* Asur
* Babil
* İndus Vadisi Uygarlığı
* İsrail Krallığı
* Yehuda Krallığı
* Medler
* Mezopotamya
* Mitanni
* Sümer
* Urartu

Sahra ve Alt-Sahra Afrikası

* Aksum Krallığı
* Kuşi

Amerika Kıtaları

* Adena
* Aztekler
* İnkalar
* Mayalar
* Kızılderililer
* Olmekler

Popularity: 1% [?]

12
Temmuz

Almanak 2006

Yazan: Ümit  |  Kategori: Tarih Dersi  |  Okunma: 14 views

Dünyada olup bitenler

Ocak

* 1 Ocak – Rusya, fiyat uyuşmazlığı nedeniyle Ukrayna’nın doğal gazını kesti.
* 2 Ocak – Almanya’nın Traunstein kenti Bad Eichenhall kasabasından bir spor salonunun çatısı çöktü. Olayda 11 kişi hayatını kaybetti.
* 3 Ocak – Amerika Birleşik Devletlerinin Batı Virjinya eyaletinde kömür madeninde meydana gelen patlamada 12 maden işçisi hayatını yitirdi. Olayda tek kişi sağ olarak bulundu.
* 4 Ocak – İsrail Başbakanı Ariel Şaron geçirdiği beyin kanaması nedeniyle hastaneye kaldırıldı. Başbakanın tüm yetkileri yardımcısı Maliye Bakanı Ehud Olmert’e devredildi.
* 5 Ocak – Irak’ta meydana gelen patlamalar sonucu 130 Iraklı ve 7 Amerikan askeri hayatını kaybetti.
* 12 Ocak – Mekke’de şeytan taşlama sırasında meydana gelen izdiham sonucu 14′ü Türk 366 kişi yaşamını yitirdi.
* 13 Ocak – ABD, Pakistan’da El Kaide’nin iki numaralı ismi Ayman El Zevahiri’yi hedef alan bir hava saldırısı düzenledi. Saldırıda ölen 18 sivilin arasında Ayman El Zevahiri’nin bulunmadığı tespit edildi.
* 15 Ocak – NASA uzay aracı Stardust, Wild 2 kuyruklu yıldızından topladığı toz partikülleri ile birlikte dünyaya geri döndü.
* 15 Ocak – Sosyalist Michelle Bachelet Şili’nin ilk kadın cumhurbaşkanı seçildi.
* 16 Ocak – Liberya’da Ellen Johnson-Sirleaf, Afrika kıtasının halk oyuyla seçilmiş ilk kadın cumhurbaşkanı, resmen görevine başladı.
* 19 Ocak – Şu ana kadarki en hızlı uzay aracı, Plüton’a gitmek üzere fırlatıldı.
* 22 Ocak – Evo Morales Bolivya’da seçilen ilk yerli Amerikalı cumhurbaşkanı olarak resmen görevine başladı.
* 22 Ocak – Portekiz’de cumhurbaşkanlığı seçimlerini eski başbakanlardan Anibal Cavaco Silva kazandı. Böylece 1974 yılındaki devrimden bu yana ilk kez sağcı bir lider cumhurbaşkanlığına seçilmiş oldu.
* 23 Ocak – Karadağ’ın başkenti Podgorica’nın 15 kilometre kuzeydoğusundaki Bioçe köyü yakınında yolcu treninin raydan çıkması sonucuyla en az 48 kişi öldü, 198 kişi yaralandı.
* 24 Ocak – Kuveyt Parlamentosu, dokuz gün önce ölen Şeyh Cabir el Ahmed el Sabah’ın yerine geçen Emir Şeyh Saad el Abdullah’ı azletti. Parlamento, oybirliğiyle aldığı karara gerekçe olarak 75 yaşındaki Emir’in sağlık durumunun kötü olmasını gösterdi.
* 24 Ocak – İran’ın güneybatısındaki Ahvaz kentinde meydana gelen iki patlamada 8 kişi öldü, 40′tan fazla kişi de yaralandı.
* 27 Ocak – Filistin Parlamentosu seçimlerinde Hamas 76 sandalye elde ederek zafere ulaştı.

Şubat

* 1 Şubat – Danimarka’da bir gazetede Muhammed Peygamber’in karikatürlerinin basılmasıyla başlayan kriz dünya çapında gösterilere ve şiddetli tepkilere yol açtı.
* 2 Şubat – Kızıldeniz’de batan ve 100′ü mürettebat, 1400′e yakın kişi taşıyan Selam 98 adlı feribottaki 389 yolcu kurtarıldı. Şu ana kadar bulunan ceset sayısı ise 185.
* 10 Şubat-26 Şubat – 2006 Kış Olimpiyatları İtalya’nın Torino kentinde düzenlendi.
* 22 Şubat – Apple iTunes’de satılan şarkı sayısı bir milyara ulaştı.
* 23 Şubat – Moskova’da market çatısı çöktü, 56 kişi öldü.
* 24 Şubat – Filipinler’de, hükümeti hedef alan bir darbe girişiminin engellendiğinin açıklanmasının ardından, Devlet Başkanı Gloria Macapagal Arroyo, olağanüstü hal ilan etti.
* 26 Şubat – ABD’nin resmi istatistik bürosunun verdiği bilgilere göre dünya nüfusu 6.5 milyara ulaştı.

Mart

* 11 Mart – Eski Yugoslavya Devlet Başkanı Slobodan Miloşeviç geçirdiği kalp kriziLahey’deki hücresinde ölü bulundu. sonucuyla
* 15 Mart–26 Mart – 2006 İngiliz Milletler Topluluğu Oyunları Avustralya’nın Melbourne şehrinde gerçekleşti.
* 16 Mart – Operasyon Swarmer (Arı Kovanı) Bağdat’ın kuzeyindeki SamarraAmerikan ordusu, operasyonun Irak’ın işgalinin başladığı 2003 yılından bu yana düzenlenen en büyük hava saldırısı olduğunu belirtti. kentinde başladı.
* 16 Mart – Yeni Kitakyuşu Havaalanı Japonya’da hizmete girdi.
* 20 Mart – Tropik Larry kasırgası Avustralya’nın kuzeydoğu kıyılarını vurdu. Bölgeyi 1931 yılından bu yana vuran en şiddetli kasırga olan Larry, büyük hasara yol açtı.
* 22 Mart – İspanya’da ayrılıkçı Bask örgüt Euskadi Ta Askatasuna (ETA) süresiz ve kalıcı ateşkes ilan ettiğini açıkladı.
* 25 Mart – Avustralya’da denenen Hyshot III adlı jet uçağı sesin yedi katı hıza ulaştı.
* 28 Mart – Beyaz Saray Genel Sekreteri Andrew Card istifa etti. Başkan Bush göreve Josh Bolten’i aday gösterdi.

Solar_eclipse_animate_(2006-Mar-29).gif
Tam güneş tutulması (29 Mart)

* 29 Mart – 29 Mart 2006 tam güneş tutulması (Brezilya, Yunanistan, Orta Atlantik okyanusu, Sahra çölü, Türkiye, Gürcistan, Rusya, Kazakistan, Moğolistan)
* 30 Mart – Bahreyn açıklarında al-Dana adlı turistik geminin batması sonucuyla 48 kişi yaşamını yitirdi.
* 30 Mart – Irak’ta yaklaşık üç ay boyunca rehin tutulan Amerikalı gazeteci Jill Carroll serbest bırakıldı.

Nisan

* 8 Nisan – Uluslararası Uzay İstasyonu’na yaptığı 10 günlük uzay yolculuğunu tamamlayan Brezilya’nın ilk astronotu Marcos Pontes ile istasyonun Amerikan-Rus mürettebatı dünyaya döndü.
* 10 Nisan – Kenya’da, başkent Nairobi’nin 450 kilometre kuzeydoğusundaki Marsabit’teki bir toplantıya giden dört parlamento üyesi ve bir bölge temsilcisinin bulunduğu askeri bir uçağın inişe geçtiği sırada düşmesi sonucu en az 13 kişi öldü.
* 10 Nisan – İtalya genel seçimlerini sol ittifak lideri Romano Prodi kazandı. Meclis’teki sandalye dağılımı: sol: 348, sağ: 281.
* 16 Nisan – Monaco Prensi II. Albert, dünya kamuoyunun dikkatini çevre kirliliğine çekmek amacıyla Kuzey Kutbu’na ulaştı.
* 17 Nisan – İslamcı Cihad örgütü tarafından Tel Aviv’de düzenlenen intihar saldırısında 9 kişi öldü, birçok kişi de yaralandı.
* 19 Nisan – ABD’de Başkan George W. Bush yönetiminin üst kademelerinde başlatılan ‘kan değişimi’ çerçevesinde, Beyaz Saray sözcüsü Scott McClellan görevinden istifa etti.
* 20 Nisan- Han Myeong-sook Güney Kore’nin ilk kadın Başbakanı olarak göreve başladı.
* 20 Nisan – Nepal’de polis, başkent Katmandu’da Kral Gyanendra’yı protesto eden kalabalığa ateş açtı. 3 kişi öldü, 40 kişi yaralandı.
* 20 Nisan – ABD ordusu, ilk kez, Küba’daki Guantanamo Üssü’nde tutulan 500′den fazla kişinin resmi listesini yayımladı.
* 21 Nisan – Rusya’nın Kamçatka yarımadasında Richter ölçeğine göre 7.7 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. Depremde bölgedeki nüfus yoğunluğunun az olması nedeniyle ciddi bir hasar yaşanmadı.
* 24 Nisan – Mısır’ın Sina Yarımadası’ndaki turistik Dahab beldesinde meydana gelen üç bombalı saldırı sonucunda 30 kişi öldü, 115 kişi yaralandı.
* 24 Nisan – Sun Microsystems’ın başkanı ve CEO’su Scott McNealy görevinden ayrıldı.

Mayıs

* 1 Mayıs – Bolivya Devlet Başkanı Evo Morales ülkesinde bulunan enerji piyasasını kamulaştırdı.
* 3 Mayıs – Ermenistan’ın Armavia Havayollarına ait yolcu uçağı Rusya’nın Karadeniz kıyısındaki Soçi kenti yakınlarında düştü. Uçakta bulunan 113 kişinin hepsi öldü.
* 4 Mayıs – 11 Eylül Saldırılarının ABD’de yargılanan tek sanığı Zekeriya Musavi idam cezasından kurtuldu ve ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.
* 12 Mayıs – İtalya’da şike şoku, İtalyan polisi tarafından kamuoyuna açıklanan şike iddiaları ile ilgili bir çok eski yönetici, hakem ve gazeteci ifade vermeye çağrıldı
* 20 Mayıs – Lordi’nin ‘Hard Rock Hallelujah’ şarkısıyla temsil ettiği Finlandiya, tarihinde ilk kez Eurovision Şarkı Yarışması’nı kazandı.
* 21 Mayıs – Karadağ referandum sonucu Sırbistan’dan bağımsızlığını ilan etti.
* 27 Mayıs – Endonezya’nın Sulawesi Adası’nda, Richter ölçeğine göre 6.2 şiddetinde deprem meydana geldi. Deprem sonucu en az 3,700 kişi yaşamını yitirdi.

Haziran

* 6 Haziran – Somali’de yaşanan iç savaş’ta İslam Mahkemeleri Örgütü başkent Mogadişu’yu kontrolü altına aldı.
* 7 Haziran – El Kaide’nin Irak lideri Ebu Musab El Zerkavi, yedi yardımcısıyla birlikte Irak ve ABD askerlerinin ortak düzenlediği hava saldırısında öldürüldü.
* 9 Haziran – 2006 FIFA Dünya Futbol Şampiyonası, ev sahipliği yapan Almanya’nın Kosta Rika’yı 4-2 yenmesiyle başladı.

Temmuz

* 5 Temmuz – Kuzey Kore altı kısa ve orta ve bir uzun menzilli füze denemesi yaptı.
* 9 Temmuz – 2006 FIFA Dünya Futbol Şampiyonası Fransa-İtalya maçı ile sona erdi. Maça Zinedine Zidane’ın Marco Materazzi ‘ye attığı kafa damgasını vurdu. Maçı İtalya penaltılarla 5-3 aldı. Böylece kupa şampiyonu İtalya olurken Fransa 2. Almanya 3. Portekiz 4. oldu.
* 14 Temmuz – İtalyan futbol ligi şike skandalı’nda ilk karar açıklandı. Juventus, Fiorentina ve Lazio bir alt küme olan Serie B’ye düşürüldü. Tüm takımlar bir sonraki sene önemli puanları silindi ve lige bu şekide başlamaları kararlaştırıldı. AC Milan lige kaldı ancak bu takımında bir sonraki sene puanlarının silinmesine karar verildi.
* 25 Temmuz – İtalyan futbol ligi şike skandalı’nda son aşamaya gelindi. Ceza alan kulüplerin kararı bozmak üzere bir üst mahkemeye başvurması üzerine Temyiz Mahkemesi son kararını verdi. Son karara göre Fiorentina ve Lazio, Serie A’da kaldı. Bir sonraki sezon Fiorentina’dan 19 puan, Lazio’dan ise 11 puan düşülmesine karar verildi. Juventus’un bir alt kümeye düşmesi onandı ancak -30 puandan başlaması istenen ilk karar bozuldu ve -17 puanla 2006-2007 sezonuna başlaması kararı verildi. Zaten küme düşürülmeyen AC Milan’ının ise 15 puan silinmesi şeklindeki ilk karar bozuldu ve ceza 8 puana indirildi. Bu sayede AC Milan bir sonraki sezon ön eleme oynayarak da olsa UEFA Şampiyonlar Ligi’ne kartılma şansını yakaladı.

Ağustos

* 11 Ağustos – 2006 İsrail-Lübnan Krizi’nde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ateşkes planını onayladı.
* 22 Ağustos – Rusya’nın Karadeniz’de bulunan tatil kenti Anapa’dan St. Petersburg’a giden, Pulkovo Havayolları’na ait TU-154 tipi uçak yıldırım çarpması sonucu düştü. Uçakta bulunan 160 yolcu ve 10 kişilik mürettebattan kurtulan olmadı.
* 22 Ağustos – Yüzyıllık Poincare Önermesi’ni çözerek matematiğin en prestijli ödülü Field’s Madalyası’nı kazanan Rus matematikçi Grigori Perelman, ödülü geri çevirdi.
* 24 Ağustos – Uluslararası Astronomi Birliği’nin Prag’da yapılan kongresinde, Plüton’un gezegen statüsünden çıkarılmasına karar verildi. 1930′da keşfedilen Plüton, cüce gezegen grubuna dahil edildi.
* 27 Ağustos – ABD’de yerel seyahat yapan havayolu şirketi Comair’e ait CRJ-100 tipi bir jet uçağının kalkıştan kısa bir süre sonra düştü. Uçakta bulunan 50 kişiden sadece bir kişi kurtuldu.
* 31 Ağustos – Norveçli ressam Edvard Munch’un iki yıl önce çalınan Çığlık ve Madonna adlı başyapıtları bulundu.

Eylül

* 1 Eylül – İran’da bir yolcu uçağının ülkenin kuzey doğusundaki Meşhed kenti havaalanına inişi sırasında alev alması sonucu en az 29 kişi öldü.
* 8 Eylül – Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi NASA Atlantis uzay mekiğini TSİ 18.41′de başarıyla uzaya fırlattı.
* 10 Eylül – Afganistan’daki NATO güçlerinin düzenlediği operasyonda 94 Taliban militanının öldürüldü.
* 19 Eylül – Tayland’da ordu kansız bir darbeyle başbakan Thaksin Shinawatra ve hükümetini devirerek yönetime koydu.
* 21 Eylül – Japonya’da iktidardaki Liberal Demokrat Parti, 30 Eylül’de emekliye ayrılan Başbakan Juniçiro Koizumi’nin yerine Şinzo Abe’yi lider seçerek başbakan olmasının yolunu açtı.
* 22 Eylül – Almanya’da deneme seferini yapan Transrapid adlı hızlı manyetik tren, Lathen kenti yakınlarında bir bakım aracına çarptı. Kazada 25 kişi öldü.
* 28 Eylül – Suvarnabhumi (Altın Diyar) Uluslararası Havaalanı Tayland’ın başkenti Bangkok’ta kullanıma açıldı.

Ekim

*

Kasım

* 5 Kasım – Irak’ın eski lideri Saddam Hüseyin, 1982 yılında 148 ŞiininDuceyl katliamındaki rolü nedeniyle yargılandığı davada asılmak suretiyle idama mahkum edildi. Dava sanıkları arasında eski Devrim Mahkemesi Başkanı Avad Hamid el Bander ile eski istihbarat şefi Barzan El Tikriti’de idama mahkum edilirken, eski Devlet Başkan Yardımcısı Taha Yasin Ramazan’a ömür boyu hapis verildi. Baas Partisinin eski yerel yetkilisi Muhammed Azzam El Ali davadan beraat etti. öldürülmesiyle sonuçlanan

Aralık

* 1 Aralık – Meksika Meclisi’nde yeni seçilen Devlet Başkanı Felipe Calderon yemin ederek resmen görevine başladı.
* 1 Aralık – 15. Asya Oyunları Katar’ın başkenti Doha’da başladı.
* 10 Aralık – Orhan Pamuk, Stockholm’de Nobel Edebiyat Ödülünü aldı.
* 22 Aralık – Uzay Mekiği Discovery Kennedy Uzay Merkezi’nden fırlatıldı.
* 30 Aralık – Irak’ın eski lideri Saddam Hüseyin’in, Duceyl Katliamı’ndaki rolü nedeniyle aldığı idam cezası TSİ 04:55′te infaz edildi.

Türkiye’de olup bitenler

Ocak

* 12 Ocak – Abdi İpekçi’nin katili ve Papa suikastı hükümlüsü Mehmet Ali Ağca tahliye edildi.
* 15 Ocak – 12 yaşındaki Fatma Özcan kaldığı Van Yüzüncü Yıl Tıp Fakültesi Hastanesi’nde hayatını kaybetti. Türkiye’de kuş gribinden ölenlerin sayısı 4′e çıktı.
* 21 Ocak – Yargıtay, Mehmet Ali Ağca’nın tahliye kararını bozdu. Bir saat içinde yakalanan Ağca en az dört yıl hapis yatacak.

Nisan

* 8 Nisan – Elazığ’da, karakol denetimine çıkan askerlerin bulunduğu araca mayınlı tuzak kuruldu. Mayının patlaması sonucu İl Jandarma Alay Komutan Yardımcısı Yarbay Alim Yılmaz ile Er Sinan Gümüştaş şehit oldu.
* 8 Nisan – Taksim’de bir restoranda bir kişiyi rehin alan asker firarisi iki kişi, polis ekiplerince ikna edildikten sonra gözaltına alındı.
* 8 Nisan – Tuzla’nın Orhanlı beldesinde 20 Martta toprağa gömülü halde bulunan çok sayıda zehirli varillerdeki atıkların kanserojen madde içerdiği belirlendi.
* 10 Nisan – Kocaeli’nin Uzunçiftlik beldesi Uzunbey mahallesi yakınlarında bir askeri nakliye helikopteri çelik halat fabrikasının üzerine düştü. Olayda dört asker şehit oldu, helikopterin gövdesinin düştüğü fabrikada çalışan iki işçi de yaralandı.
* 18 Nisan – Merkez Bankası başkanlığına Durmuş Yılmaz getirildi.
* 21 Nisan – Türk Televizyon Ekranlarında Akıllı İşaretler uygulamasına gecildi.

Mayıs

* 14 Mayıs – Galatasaray Turkcell Süper Ligi Şampiyonu oldu.
* 17 Mayıs – Danıştay İkinci Dairesi’nde düzenlenen silahlı saldırıda, aralarında Daire Başkanı Mustafa Birden’in de bulunduğu dört kişi yaralandı, Daire üyesi Mustafa Yücel Özbilgin yaşamını yitirdi.
* 18 Mayıs – Yüksek tansiyona bağlı beyin kanamasının ardından ameliyata alınan Bülent Ecevit, GATA’da yoğun bakıma alındı.
* 24 Mayıs – Akdeniz uluslararası hava sahasında Türk ve Yunan F-16Panama bandıralı bir gemi tarafından denizden alındı, bilahare Türk arama kurtarma helikopteri tarafından kurtarılarak Fethiye uçaklarının havada çarpışarak düşmesi sonucunda bir Yunan pilot yaşamını yitirdi. Türk pilot önce Devlet Hastanesi’ne götürüldü.
* 24 Mayıs – Atatürk Havalimanı C Terminali kargo bölümünde, saat 15.30 sıralarında yangın çıktı. Yangın, hava ve karadan yürütülen yaklaşık iki saatlik çalışmayla söndürüldü.

Haziran

* 22 Haziran- Devlet Memurlarına Sicil Affı getiren yasa tasarısı T.B.M.M. de kabul edildi.
* 24 Haziran – Dolar Amerikan Doları uçtu. Gün içinde 1,77′yi gören doların ateşi ancak merkez bankası müdahale ile sönnmeye başladı.

Temmuz

* 1 Temmuz – 13 İlde elektirik kesintisi oldu. Kesintiniin nedeni,devletin yüzde 85 alım ve fiyat garantisi verdiği Yİ ve YİD santralları, doğalgazdan elektrik üretirken, doğalgaza yapılan tüm zamları eşzamanlı olarak elektrik fiyatına yansıttılar.Bu da ozel santrallar ile devlet arasında sorun cıkmasına neden oldu.
* 10 Temmuz – Oks sonuçları acıklandı.Birinciler, 500 Tam puanla Yigit Yargıc ve Selin İşgüven oldular.46 bin 733 öğrencinin sıfır çektitigi Oks 2006 İlk 10′larda 11 Özel 9 Devlet okulu Ögrencisi Dereceyi kaptılar.
* 11 Temmuz – Unesco İstanbul’un 2 Yıl daha Kültür Mirasından çıkarılmamasına karar verdi.
* 12 Temmuz – James Brown , Guns N’ Roses İstanbul’da konser verdiler.
* 13 Temmuz – BTC petrol boru hattının resmî açılışı Ceyhan’da yapıldı.
* 15-16 Temmuz – PKK Terör örgütü 2 ayrı saldırıda 14 Asker Sehit oldu.
* 17 Temmuz – Bakanlar Kurulu Terör Gündem maddesi ile toplandı.
* 30 Temmuz – Depeche Mode, “Touring the Angel” adını verdikleri turne kapsamında İstanbul’da konser verdi.

Ağustos

* 19 Ağustos – Vestel Manisaspor’lu futbolcu Meduna bayıldı. Oyuncunun futbol hayatı bitti.
* 30 Ağustos – Yaşar Büyükanıt orgeneral rütbesine yükseldi.

Eylül

* 16 Eylül 2006 MsXLabs Hi-Tech Forum 1 Yaşında!

Ekim

* 3 Ekim – THY’nin Tiran – İstanbul seferini yapan Boeing 737-400 tipi tarifeli uçağı Hakan Ekinci adlı hava korsanı tarafından 107 yolcu ve 6 mürettebatıyla kaçırıldı. Kaçırılan uçak italyan ve yunan savaş uçaklarının zorlamasıyla Brindisi Havaalanı’na indirildi. 4 saat süren kaçırma eyleminden sonra Ekinci’nin teslim olması ve gözaltına alınmasıyla kaçırma eylemi kansız sona erdi.

Kasım

* 28 Kasım – Papa XVI. Benedictus 3 günlük bir ziyaret için Türkiye’ye geldi.

Popularity: 1% [?]

12
Temmuz

Afrika’nın Sömürgeleşmesi

Yazan: Ümit  |  Kategori: Tarih Dersi  |  Okunma: 13 views

Afrika’nın sömürgeleşmesi gayet kısa bir sürede olmuştur. O kadar ki, 1870′de Afrika’nın ancak onda biri sömürge iken, 1890 da sömürge olmamış kısım ancak onda bir miktarında idi. Afrika’nın insanlığın bilgisine açılması devre devre olmuştur ve burada da üç devreyi tesbit etmek mümkündür. Bunlardan ilk devreyi teşkil eden ilk çağlarda, Kuzey Afrika’da Mısır ve Kartaca medeniyetlerine rastlamaktayız. Daha sonra bunların yerini Roma İmparatarluğu’nun dağılmasından sonra ve Osmanlı İmparatorluğu’nun ortaya çıkışı ile, Kuzey Afrika Osmanlı İmparatorluğu’nun kontroluna girmiştir. 8′inci, 9′uncu ve 10′uncu yüzyıllarda ise Arap Yarımadası’nın Doğu Afrika ile temasa geçtiğini görüyoruz.

Somali, Kenya ve Kızıldeniz kıyıları 10. yüzyıldan itibaren Arapların sömürgesi olmuştur. Doğu Afrika’nın Arapların sömürgesi olması, bu bölgelerde Arap dil ve kültürünün ve aynı zamanda Müslümanlığın yayılması neticesini vermiştir. Arap dil ve kültürünün bu bölgelerdeki tesiri günümüze kadar devam etmiş ve bugün dahi buralarda mahalli dillerle Arapça’nın karışmasından meydana gelen ve “Sahil Dili” manasına gelen Swahili dili konuşulmaktadır.

Orta Doğu’nun Arap kuşağının Osmanlı İmparatorluğu’nun kontroluna girmesinden sonra, Doğu Afrika’daki Arap kontrolü de zayıflamıştır. Fakat tam bu sıralarda, Avrupalılar Afrika ile alakadar olmaya başlamışlardır. 15′inci yüzyıldan itibaren Portakizliler Angola ve Mozambik kıyılarını ele geçirirken, Hollandalılar da Güney Afrika kıyılarına yerleşmeye başlamışlardır. Fransızlar ise Afrika’ya, 16′ıncı yüzyıldan itibaren ve Batı Afrika kıyılarında Senegal’den itibaren Afrika’ya girmeye çalışmışlardır. İngilizler ise, genellikle Gine Körfezi kıyılarına yerleşmişlerdir.

Denizcilikte ilerlemiş olan Avrupa ülkeleri Afrika’nın kıyılarına yerleşmekle beraber, iklim ve tabiat şartlarının güçlüğü dolayııyla, kıtanın içerlerine girmeye cesaret edememişlerdir. Bu sebeple, 19′uncu yüzyılın ortalarına galinceye kadar, Afrika’nın iç kısımları ve buralardaki hayat, insanların bilgisine kapalı kalmıştır.

Afrika’nın insanlığın bilgisine açılmasında Nil nehri büyük rol oynamıştır. Çok eski çağlardan beri Nil Nehri ve bilhassa Nil’in kaynağı insanların merakını çekmekte idi. 19′uncu yüzyılda Nil’in kaynağını araştırma teşebbüsünde bulunan, İngiliz John Speak’tır. 1850′de Samuel Baker’de bu nehrin kaynağını bulma teşebbüsüne girişmiş, lakin başarılı olamamıştır. Nil’in kaynağını bularak insanlığın bilgisine ilk defa açan David Livingstone’dur.

Livingstone, 1842 yılından 1873 yılına kadar Afrika’nın içerlerinde yaptığı gezilerde Nil’in kaynağını bulmuş ve Afrika’nın bilinmeyen kısımlarını insanlığın bilgisine açmıştır. Bu gezileri sırasında Kongo ve Zambezi nehirlerini de bulmuştur.

Levingstone öldükten sonra, Henry Morton Stanley onun gezilerini devam ettirerek, 1870-1894 yılları arasında Uganda, Kenya ve Kongo’nun iç kısımlarını gezmiştir. Afrika’nın, bir bakıma “keşfedilmesi”, Avrupa devletlerinin kıyılardan içerlere hücumuna sebep olmuştur. Bu, sömürgeleşmenin hızlanmasıdır.

Kıyıda bir yeri ele geçiren, içerlere kadar olan geniş toprakların kendisinin olduğunu ilan ediyordu. Bu ise, anlaşmazlıkları arttırdı. Bu sebeple Avrupa devletleri, 1885 yılında Berlin’de toplanıp “Berlin Senedi” adı ile bir belge imzaladılar. Bu senet, sümürgecilikte “fiili işgal” prensibini kabul ediyordu. Yani, Afrika’da bir toprağı fiilen işgal etmedikçe, orasına sahip olunamıyacaktı. “Fiili İşgal” prensibi Afrika’ya hücumu daha da hızlandırdı. Her devlet, diğerlerinden önce harekete geçip, daha geniş toprakları işgale çalıştı. Avrupa politikasına ağırlık veren Bismarck bile bu sömürgeciliğe koşuştan geri kalmadı.

Doğu Afrika’da Tanganyika (bugünkü Tanzania) 1884′de Almanya tarafından işgal edilmişti. Bunun arkasından Almanya Güney-Batı Alman Afrikası’nı (bugünkü Namibia) ve Gine Körfezi’nde Togo ve Kamerunu ele geçirdi.

İngiltere’nin Sömürgecilik Faaliyetleri

Afrika’nın sömürgeleşmesinde aslan payını İngiltere almıştır. İngiltere, Avrupa’da Napolyon Savaşlarını sona erdiren ve Avrupa haritasına yeni bir şekil veren 1815 Viyana Kongresi kararları ile Hollanda’nın elinden Güney Afrika’daki Cape sömürgesini almıştır. Bundan sonra, 1840′larda, Güney Afrika’dan daha yukarılara çıkıp, bugün Güney Afrika Cumhuriyeti’nin sınırları içinde bulunan Oranj ve Transvaal topraklarını da Cape sömürgesine (Cape Colony) kattı. Daha yukarda da belirttiğimiz gibi, İngiltere 1882 de Mısır’ı işgal etmekle Afrika’nın kuzey ucuna da yerleşmiş olmaktaydı.

1885 Berlin Konferansı’ndan sonra ise; Nil Nehri’nin bütünlüğünü korumak için, Mısır’dan güneye inip Sudan’ı da ele geçirmek istedi. Fakat buradaki Müslüman halkın silahlı mukavemeti ile karşılaşıp iki kere de yenilgiye uğradı. Bunun üzerine Sudan meselesine bir süre ara verip, tekrar güneye döndü.

1885-1895 arasında, Transvaal’dan kuzeye çıkıp Rodezya (bugünkü Zimbabwe) ile Nyasaland’ı (bugünkü Malawi) aldı ve buradan da daha yukarılara çıkarak Kenya ve Uganda’ya girdi. Şimdi arada tek boşluk olarak Sudan kalmıştı. Onun için 1895-96 da yaptığı silahlı mücadele ile 1896 da Sudan’ı da işgal etti. Sudan’ın işgali ile İngiltere, Afrika’nın kuzeyinde İskenderiye’den güneyinde Cape Town’a kadar geniş bir şerit halinde uzayan büyük bir sömürge imparatorluğu kurmuş olmaktaydı.

Fransa’nın Sömürgecilik Faaliyetleri

Fransa’nın Afrika’daki sömürgecilik faaliyeti, İngiltere’ninkinin aksi istikamette olmuştur. Yani İngiltere, Afrika’da kuzey-güney istikametinde hareket ederken, Fransa Afrika’ya batı-doğu istikametinde girmek istemiş ve bunun için de Senegal’den hareket etmiştir.

Fransa’nın 1880′lerde Senegal’den hareketle batıya doğru ilerlemesi İngiltere’yi endişelendirmiştir. Zira bu sırada Gine Körfezi’ne de İngiltere hakimdir ve Fransa’nın Niger Nehri istikametinde ilerlemesi dolayısıyla İngiltere, Fransa’nın Niger Nehri’ni takiben güneye Gine Körfezi’ne sarkmasından korkmuştur. Fakat Fransa’nın İngiltere ile yapmış olduğu bir anlaşma ile, Niger Nehri’nden güneye inmemeyi vaad etmesi, bir çatışmayı önlemiş ve İngiltere’yi rahatlatmıştır.

Fransa’nın güneye inmesinin İngiltere tarafından engellenmesi, bu devleti doğu istikametinde ilerlemeye adeta mecbur bırakmış olmaktaydı. Bu sebepten ilerlemesine devam ederek bugünkü Mali, Niger, Chad ve Merkezi Afrika Cumhuriyeti topraklarını ele geçirip Sudan’a girdi ve Nil’in iki büyük kolundan olan Beyaz Nil kıyılarına dayandı. Tam bu sıradadır ki İngiltere de kuzeyden ve güneyden Sudan’ı işgale başlamıştır.

Her iki devletin kuvvetleri Beyaz Nil üzerinde Kodok’da (Fachoda) karşı karşıya geldiler. Nerdeyse aralarında bir savaş çıkacaktı. Çünkü İngiltere Fransa’nın Sudan’dan çıkmasında ısrar etti. Fransa, İngiltere ile bir savaşı göze alamadığı için, 1898 yılında Sudan’dan çekildi ve İngiltere de Nil’in bütünlüğünü kendi eline geçirmeye muvaffak oldu. İngiltere ile Fransa Madagaskar üzerinde de çatıştılar. Fakat Sudan, İngiltere için daha mühim olduğundan, Madagaskar’ı Fransa’ya bıraktı ve oradan çekildi.

Popularity: 1% [?]

12
Temmuz

Nazi Vahşeti ve İdeolojisi

Yazan: Ümit  |  Kategori: Tarih Dersi  |  Okunma: 16 views

II. Dünya Savaşı gerçekte bir savaştan da öte, katliam ve soykırım girişimiydi. Bunun temelinde, Hitler’in “yaşama alanı politikası” adı verilen ırkçı teorisi yatıyordu.

İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle birlikte Nazilerin, toplama kamplarında yaptıkları vahşet ve zulüm ortaya çıktı. Milyonlarca masum insan, sadece ırkları veya düşünceleri nedeniyle, Naziler tarafından ölesiye çalıştırılmış, sonra da açlığa ve ölüme terk edilmişti. Bu vahşet, Darwinist ırkçılığın dünyayı sürükleyeceği felaketin boyutunu gösteriyordu.

Hitler Almanya’nın, Alman milletine yeterli bir toprak oluşturmadığını, Ari ırkın burada “sıkıştığını” ileri sürmüştü. Ona göre Doğu ülkelerinin toprakları ele geçirilmeli ve Almanlar için “yaşam alanı” haline getirilmeliydi. Bu topraklardaki onmilyonlarca masum insan ise, acımasızca katledilecekti.
Bu nedenle, Nazi orduları Doğu Avrupa’da işgal ettikleri her bölgede, kitle katliamları yürüttüler.
Özellikle de, Nazilerin sözde aşağı ırk olarak gördükleri Yahudiler, Çingeneler, Polonyalılar ve Slavlara karşı akıl almaz bir vahşet yürütüldü.
Nazilerin katliam için kurdukları özel SS birlikleri, tüm işgal bölgelerinde başta Yahudiler olmak üzere hedef alınan grupları bulup öldürmeye başladılar. Nazilerin işgal ettiği her bölge, acımasızca katledilmiş masumların cesetleri ve onlar için gözyaşı döken zavallı insanlarla doldu.
Din adamları ve ibadethaneler, Nazilerin başlıca hedefleri arasındaydı. Geçtikleri her yerde, kiliseleri yakıp yıktılar, dindar insanları katlettiler.

Hitler, ırklar arasında bir hiyerarşi ve çatışma olduğu düşüncesininin ilhamını, Darwinizm’den almıştı.

Nazi vahşetinin asıl uygulama alanı ise, toplama kampları oldu. Yahudiler, Çingeneler, savaş esirleri, Katolik din adamları gibi farklı grupların birer köle gibi çalıştırıldıkları bu kamplar, 1942 yılında birer insan mezbahasına dönüştü. İnsanları topluca katletmek için özel olarak dizayn edilen sistemlerle, milyonlarca masum erkek, kadın ve çocuk vahşice öldürüldü. Savaşın sonlarında bu kampları kurtaran müttefikler, onbinlerce ceset ve neredeyse ceset haline gelmiş zavallı tutsaklarla karşılaştılar. Nazi toplama kamplarında toplam 11 milyon suçsuz insan öldürüldü.
Nazilerin savaşı kaybedeceği, 1943 yılından itibaren belli oldu. Sovyet birlikleri, Hitler’in ordularını Stalingrad’da büyük bir bozguna uğrattı. Almanlar Stalingrad’ın ardından, Kursk bölgesinde yaşanan ve tarihin en büyük tank savaşı olarak bilinen muharebeyi de kaybettiler. Artık çöküş kaçınılmazdı. Ancak Naziler, geriye çekilirken kan dökmeye devam ettiler. Hitler’in emri üzerine, çekildikleri her yeri yakıp yıktılar ve sivilleri katliamdan geçirdiler. Alman ordularının ardında, bir hiç uğruna katledilmiş milyonlarca insan ve bu insanlar için ağlayan gözü yaşlı kadınlar ve çocuklar kaldı.

Müttefik orduları Berlin’e ulaştıklarında, Nazizm’in çöküşü de belgelenmiş oluyordu. Ancak Berlin’e ulaşan Kızılordu birlikleri, bir başka vahşet ideolojisinin temsilcisiydiler. Nitekim Stalin’in ve Kızılordu’nun zulüm konusunda Hitler’in gerisinde kalmadığı ilerleyen yıllarda ortaya çıkacaktı. Stalin’in toplama kamplarında da en az Hitler’in kamplarındaki kadar masum insan öldü. Stalin’in işgal ettiği bölgelerde de, Hitler’inkine benzer katliamlar gerçekleştirildi.
Ve II. Dünya Savaşı denen cinnet, tam 55 milyon insanın hayatına mal oldu. Yeryüzü, bir kez daha şeytani bir kan dökme ayinine sahne olmuştu.
Oysa Allah insanlara, şeytanın yolunu değil, barış ve güvenlik yolunu izlemeyi emretmektedir:
Ey iman edenler, hepiniz topluca “barış ve güvenliğe” girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır. (Bakara Suresi, 208)

Nazizm, 1939 yılında yeni bir dünya savaşını başlattı. Nazi orduları ani bir saldırıyla Polonyayı işgale girişti. Almanya sadece üç hafta içinde Polonyayı dize getirdi. Başkent Varşova Alman uçakları tarafından acımasızca bombalanırken, pek çok sivil can verdi.
Tüm dünya bir sonraki hedefin ne olacağını bekliyordu. Alman genel kurmayı ise, bu yeni saldırıların planını yapıyordu.
Bu arada bir başka totaliter güç, savaşa adım attı. Bu, Stalin’in kanlı diktasıyla yönetilen Sovyetler Birliğiydi.
Ağustos 1939′da Stalin Hitler ile saldırmazlık paktı imzaladı. Polonya’yı paylaşmak için anlaştılar. Ancak Stalin bununla yetinmedi. Kızılordu ani bir saldırıyla Latviya, Estonya ve Litvanya’yı işgal etti. Sonra da kuzeye yönelerek Finlandiya’yı işgale başladı. Bu işgal, 270 bin kişinin hayatına mal olacaktı.

Stalin

Nisan 1940′ta, Hitler’in birlikleri yeni bir saldırı başlattılar ve sırasıyla Danimarka, Norveç, Belçika ve Hollanda’yı işgal ettiler. Mayıs 1940′ta ise Alman orduları Belçika üzerinden Fransa’ya girdi. Onbinlerce sivil insan, Nazi vahşetinden korkarak kaçmaya başladı.
13 Haziran’da Alman orduları Paris sokaklarına varmıştı. Hitler, Eyfel Kulesi’nin önünde kameralara poz verdi. Almanya ilerleyen aylarda Bulgaristan, Yugoslavya ve Yunanistan’ı da işgal etti. Tüm Avrupa, Hitler ve müttefiklerinin çizmesi altındaydı.
Almanya’nın en büyük işgal planı ise, Rusya’ya karşıydı. “Barbarossa Operasyonu” adı verilen bu işgal, 22 Haziran 1941′deki ani bir saldırıyla başladı.
Hızla ilerleyen Alman ordusu 12 haftada Kiev’i ele geçirdi, bir ay kadar sonra ise Moskova yakınlarına kadar ilerledi.

Nazilerin kitle katliamlarını gösteren toplu mezarlardan dehşet verici bir görüntü.

Bundan sonraki 3 yılda, Nazi Almanyası ile Sovyetler Birliği arasında korkunç bir savaş yaşandı. Tarihin en kanlı savaşı olan bu çatışma, 30 milyondan fazla insanın yaşamına mal oldu. Ve bu savaşın her iki tarafı, yani Nazizm ve komünizm, insanlığa karşı korkunç suçlar işledi.
Sonuç olarak, savaşta çarpışan ideolojiler hiçbir ahlaki ve insani ilke tanımadan sırf kendi dünyevi çıkar ve beklentilerini gerçekleştirmeyi amaçlıyordu. Bu uğurda milyonlarca insanın katledilmesine de acımasızca göz yumuyorlardı. Böyle, hiçbir sınır tanımadan her türlü zulüm ve bozgunculuğu meşru görenlere yandaş ve destekçi olmak, onlara tabi olmak Kuran’da kesin olarak yasaklanmıştır:
Ve ölçüsüzce davrananların emrine itaat etmeyin. Ki onlar, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyor ve dirlik-düzenlik kurmuyorlar. (Şuara Suresi, 151-152)

Popularity: 1% [?]